.Ben geçmiyorum, siz geçin!

.Ben geçmiyorum, siz geçin!
Kader Yılmaz yazdı; Ben geçmiyorum, siz geçin!

Bugünlerde yurdumun üzerinden dumanlar fışkırıyor. Yakıyorlar ülkemi.Beni,medeniyetimi yakıyorlar. İlmik ilmik ördüğümüz medeniyetimizi…

Dünden beri aklıma takılan bir soru: 'Bir ağaç kaç yılda yetişir? Peki bir orman? Kaç medeniyeti içinde barındırır? Ormanlar medeniyet değil midir?' diye. Biz nedense medeniyet deyince sadece tarihe damgasını vurmuş olayları düşünüyoruz ya değil aslında.

TDK 'da medeniyetin tanımı şöyle yapılmakta; Medeniyet, bir toplumun tüm unsurlarını yani, maddi manevi varlıklarını, düşüncelerini, bilimini, sanatını, teknolojisini, canlı türlerini ve ürünlerini kapsayan çok geniş bir ifadedir.

Bu tanım üzerine yurdumuzu düşündüğümüz zaman medeniyetler beşiğidir. Bu sıfatı boşuna almamıştır.

Tabi ki üzerinde nice uygarlık,savaş,barış gerçekleştirmiş; Haçlı Savaşlarını da görmüş,Persleri de; Timur geçmiş yollarından, İskender de; ayak bastığımız her yerde şu güzel Anadolu'mda kaç kişi, kaç destan saklı... Ama dedik ya, sadece tarihe damgasını vurmuş olaylar değildir medeniyet.

Örneğin dil de bir medeniyet. Geçmişten bugüne gelen..Kız alıp vermek gibi de dil,her gittiğimiz yere onu da götürdüğümüz, oranın dilini de kendimize kattığımız... Dilimiz,Türkçemiz çok çeşitlidir o yüzden..

Sokaklar unutulmamalı, caddeler ve evler. Bir evin topraktan mı ağaçtan mı olduğu vermez mi bize medeniyeti? Sokaklarda yetişen çiçekler, hangi zamanın habercisi?   Soframızdaki tabaklar, yemek kültürü, sofra adabı kaç yüzyılın birikimi? Ya da pencereden duyulan bağlamanın sesi? Pencerenin sahibi ya dinliyorsa Mahsuni'yi ilk günkü gibi? Ele vermez mi bütün bunlar medeniyeti?

Yazarken düşünüyorum, kuşlar da bir medeniyet... Onların cinsi, onların türü, toprağa bıraktığı izi... Şaşırdınız mı? Şaşırmayın bence. Onlar da iz bırakır gittiği,yaşadığı yere.Kendince katar kendinden, çok şey yaşadığı medeniyete.Toprağı eşeleyerek,üreyerek, öterek..Sen onun üzerine şiir yazarsın,türkü söylersin, gözyaşı dökersin...Bu da medeniyet.

Sonra ağaçlar var mesela.Başlı başına bir medeniyet. Kim bilir o ağaçlar neler görmüştür, kaç sevda barındırmıştır göğsünde? Kaç zemheri, kaç umut, kaç keşke? Her dalı farklı bir yaşam öyküsü. Balkan Savaşları'nda ağaç kabuğu yemiş askerim, açlıktan ölmüş Edirne'de Sarayiçi'nde.

Ben bunları yazarken "Geçiniz! Teranedir anlattıklarınız." diyor bazıları.

"Geçiniz…" Bu cümle daha çok canımı yakıyor. 

Yanan sadece ormanlar değil, asırlardır yanan. Hem atalarımızın mirası, hem vatan toprağıdır yok olan. Bizi biz yapan her şey yanıyor. Aynı zamanda hem geçmişimizi hem geleceğimizi yani bizi öldürüyorlar.

Bunu mu geçeyim ?! Sadece orman yangını ile iş bitmiyor ki! Toplu bir talandır bu, bir yok etme sürecidir!

Eskiden suyundan içtiğim şimdi ölüm saçan bir Ergene'm var, bunu mu geçeyim?

İçinde en güzel ormanları barındıran Yıldız Dağları'nı yok ediyorlar, bunu mu geçeyim?

Marmara başlı başına bir medeniyet ama baştan başa müsilaj kaplı, bu yüzden de insanların öldüğü bir medeniyet, bunu mu geçeyim?

Kara Fatmaları, Vecihi Hürkuşları, Ahmed Arifleri, Mahsunileri dilinden düşürmeyenler, lafa gelince bütün tarihi sahiplenenler, biz bize bırakılan miraslara sahip çıkalım dedikçe, bir ağacın medeniyet olduğunu bilmeden ya da daha acısı umursamadan,bana "Geçiniz!" diyor.

Tarih bir bütün, medeniyet bir bütün, istediğin parçayı alıp istediğini bırakmazsın.

Yurdumun bu haline, sizi bilmem ama benim ciğerim yanıyor. Ben geçemiyorum, siz geçin !..