Ekonomik sorunlarımızın temelinde yatan sebepler (I)

Ekonomik sorunlarımızın temelinde yatan sebepler (I)
Levent Şahin yazdı; Ekonomik sorunlarımızın temelinde yatan sebepler (I)

“Beklentilerin aksine TCMB’nın Eylül Ayının son günlerinde politika faiz oranını %18’e düşürmesi, yabancı yatırımcıların yaklaşık 10 gündür düzenli olarak tahvil ve hisse senedi piyasasından çekilerek USD’a dönmeleri Amerikan Doları’nın yeniden yükselişe geçmesine sebep oldu.”

Yukarıdaki ifade, ekonomiye bilerek veya bilmeyerek günü birlik bakan çevrelerce son yıllarda dövizin her yükselme eğilimine girdiğinde ifadenin tarihlerini ve oranlarını güncelleyerek kullandıkları bir klişe haline gelmiştir. İfade günü özetlemesi bakımından doğrudur, ama gerçeği başka bir deyişle dövizdeki artışın gerçek sebeplerini asla yansıtmamaktadır. 

Dövizdeki artışı, daha kapsamlı ifadeyle Türkiye’nin ekonomik sorunlarını, faizleri düşürerek veya arttırarak çözmeniz kesinlikle mümkün değildir. Kangren haline gelmiş yapısal sorunlarının tamamını bir arada ele alarak çözmezseniz, felakete sürüklenen ekonomimizi düzlüğe çıkartmanız asla mümkün olamaz. Konuyu bir örnekle açıklamaya çalışalım: Sağlıklı bir kişinin vücuduna kan verilmesi, özellikle o kişinin bağışıklık sistemini zaafa uğratacağından doğru değildir. Ama herhangi bir yaralanma vb. sebeple kan kaybına uğrayan kişiye acil kan vermezseniz o kişi ölebilir. Burada o kişiye başka birinden kan verilmesinin sağlık sorunu yaratabileceği göz ardı edilir. Bir takım çevrelerce sanki ekonomiyi bu kurtaracakmış gibi sürekli tekrarlanan TCMB’nın faizleri arttırması talebi de bu şekilde değerlendirilmelidir. Faizlerin bir süreliğine arttırılması döviz fiyatlarını bir miktar geriletse de, dövizin çok kısa bir zaman içerisinde tekrar eski fiyatlarına döneceğinden hiç kimsenin kuşkusu olmasın!

Türkiye Ekonomisi’nin aslında hepsi birbirine bağlı 4 temel sorunu vardır. Diğer tüm sorunlar aslında aşağıda belirteceğimiz 4 temel sorunun doğurduğu sorunlardır.

1) Büyük ölçüde ithalata bağımlı haldeki İhracattan elde edilen gelirlerle ile diğer dış gelirlerin, ithalatı karşılayamadığı için her yıl dış ticaret açığı verilmesi,

2) 1. Soruna bağlı olarak kronik hale gelen dış ticaret açığını dışarıdan borçlanma yoluyla kapatılmaya çalışılması. Ülke ekonomisinin kırılgan bir yapıda olması nedeniyle uzun vadeli dış borç bulma olanağının yıldan yıla zora girmesi hatta, kısa vadeli ve hemen hemen dünyanın en yüksek faizle borçlanan ülkesi durumuna gelinmesi.  Ödeme günü gelen eski borçların faizinin ödenmesi için bile yine yurt dışından borç arar hale düşülmesi. 

3) Dünyanın endüstri toplumundan bilgi toplumuna geçmesiyle birlikte birçok eski mesleğin ölmesi veya önemlerini yitirmesi, bilgi çağının gereği olarak insan emeğine olan ihtiyacın azalması, işgücünün çağımızın ihtiyaçlarına cevap verecek yetenekte olmaması, yanlış ithalat politikaları ve yetersiz teşvikler nedeniyle tarım ve hayvancılıkla uğraşan nüfusun yıldan yıla azalması ve bu olgularla birlikte 2 yıla yakın bir süredir pandemi nedeniyle iç ve dış ticaretin sekteye uğradığı ve daraldığı şartlarda bir bütün olarak ekonomimizin istihdam yaratamaması, işsizliğin eski yıllara göre görülmemiş bir biçimde artması.

4) Gelir Dağılımı’nın her yıl gittikçe artan bir biçimde bozulması ve fakirlik.

Bunların dışında sayılabilecek hemen hemen tüm sorunları dolaylı ya da doğrudan bu 4 temel sorun yaratmaktadır. 

Asıl anlatmak istediğimiz konuya gelecek olursak; yukarıda belirttiğimiz 4 temel sorunun doğmasına yol açan sebepler nelerdir? Birçok iktidar veya muhalefet partilerinin mensupları, hemen hemen her gün haber kanallarında izlediğimiz ekonomist, akademisyen, gazeteci, eski siyasetçi ve diğerleri yukarıda bahsettiğim 4 temel sorunda genellikle mutabıktır. Ancak, bu sorunların doğmasına hangi etmenlerin yol açmakta olduğuna nedense pek kimse değinmez!  Halbuki; sorunları yaratan sebepleri cesaretle

tespit edip sonrasında kamu otoritesi eliyle uygulayacağınız model programla ortadan kaldırmazsanız aynı kısır döngü içinde debelenip durmaya devam edersiniz. Maalesef ülkemizde de yaşanan budur.

Ayrıca özellikle vurgulamak istediğim iki nokta daha var: Birincisi, ekonomi programları tek bir sorunu veya sorunu yaratan etmeni ortadan kaldırmaya yönelik olamaz. Zira, tüm sorunlar ve sebepler birbirleriyle ilintilidir ve hepsi bir arada çözülmelidir. Aksi takdirde; bir sorunu çözeyim derken, daha büyük başka sorunların doğmasına yol açılır. İkinci vurgulamak istediğim nokta da bir ekonomi programının başarıya ulaşabilmesi toplumun tüm kesimlerinin programa uygun hareket etmesi, programa inanması ve programı uygulayan kamu otoritesine (yani iktidara) tam destek vermesiyle mümkündür. Burada iktidar sahiplerinin ve daha geniş anlamda yönetenlerin kişisel hayat ve yönetim tarzlarıyla halka güven vermeleri ve örnek oluşturmaları büyük önem taşımaktadır.  

Şimdi, asıl sorunuza geri dönelim ve temel ekonomik sorunlarımızı doğuran sebeplerin neler olduğunu (önem sırası gözetmeden!) açıklamaya çalışalım. 

1. Türkiye’de dövizin yatırım ve tasarruf araçlarından biri olarak kabul edilmesi, devletin bunu önlemeye çalışmak yerine daha da teşvik etmesi (bilindiği üzere yaklaşık 20 yıl önce devletin de teşvik ettiği, adına büyük reklam kampanyaları yapılan Bireysel Emeklilik Fonlarının önemli bir kısmı yine döviz cinsinden!) dövizin gerçekten ihtiyacı olsun olmasın isteyen herkes tarafından büyük bir rahatlıkla alınıp satılabilmesi, yurt dışına döviz transferinin kısıtlamalardan uzak ve son derece kolay olması,    2. (Yakın geçmişe kadar, kısmen da hala!) kamu ve özel sektör ihalelerinin, şirketler arası sözleşmelerin çoğunlukla döviz cinsinden yapılması,

3. Türk Parasını Koruma Kanunu’nun bazı eksiklerine rağmen mevcut haliyle bile uygulanmaması,

4. AB ile yapılan Gümrük Birliği Anlaşması nedeniyle, Türkiye’de üretilmesi mümkün olduğu halde birçok malın sıfır gümrükle veya çok düşük gümrük vergisi oranlarıyla ülkemize girebilmesi, benzer ürünleri üreten sanayici ve çiftçilerimizin yabancı menşeili ürünlerle rekabet edememesi. Özellikle, Gümrük Birliği Anlaşması uyarınca, AB’nin kendi dışındaki ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının masada olmadığı halde Türkiye’yi de bağlaması.

 5. Bir kısmı bugünün ihtiyacı olmadığı halde yapılan, bir kısmı ise ihtiyaç olmasına rağmen yanlış planlanarak ihtiyaçları karşılamaktan uzak, başka ülkelerdeki benzerlerine göre kat be kat pahalıya mal olan alt ve üst yapı yatırımları ve kamuda devasa boyutlara ulaşan ihale yolsuzlukları. 

(Devamı var)