Türkiye’nin yeri neresi?

Türkiye’nin yeri neresi?

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda son günlerde yaşanan tartışmalar, doğrudan doğruya “Türkiye’nin yeri neresidir, dostu ve düşmanları kimlerdir” sorunu ile ilgilidir.

AKP’nin bu konuyu, Amerika ve diğer batılı müttefikleri ile ilişkilerinde bir pazarlık konusu olarak ele almak istediği anlaşılıyor. Bu politika temelden yanlıştır.

Nitekim AKP’nin, söz konusu iki ülkenin PKK ile ilgili yaklaşımını veto gerekçesi olarak ileri sürmesinde bir samimiyet bulunmuyor.

Hali hazırda bütün NATO üyesi ülkelerin PKK politikası, İsveç ve Finlandiya’dan farklı değildir.

Hele hele “Büyük Müttefik” ABD’nin PKK’ya yaptığı silah yardımının bugüne kadar 100 bin TIR’a ulaştığı ve 2015 yılından bu yana her yıl ABD senatosunda resmen onaylanarak verilen yıllık 500 milyon dolar civarındaki maddi yardım ve Fırat’ın doğusunda 30 bin PKK mensubuna düzenli olarak verilen maaşlar gerçeği ortada dururken, İsveç ve Finlandiya’nın PKK’ya olan desteklerinin lafı bile edilmez.

PKK’ya destek, Türkiye’nin NATO politikasını belirleyecekse –ki önemlidir, Türkiye’nin ABD’nin PKK’ya verdiği destekten dolayı bu yapının içinde bir saniye bile durmaması gerekir.

AKP’nin itirazlarında bir ciddiyet yoktur. Nitekim Milli Savunma Bakanı ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun yaptığı açıklamalardan, iktidarın bu konuyu bir pazarlık konusu olarak dillendirdiği ve iki ülkenin NATO üyeliğine itirazda kararlı olmadıklarını gösteriyor.

Gerçekte ise NATO’nun, Finlandiya ve İsveç’i de bünyesine katarak genişlemek istemesi, bu İttifak’ın, özel olarak Rusya’ya, genel olarak bütün Asya’ya yönelik saldırgan politikası ve hedefleri ile ilişkilidir.

Türkiye şuna karar vermek durumundadır: 70 yıllık NATO üyeliğinin, Türkiye’nin iç güvenliğine, toprak bütünlüğüne ve laik Cumhuriyet rejimine yönelik tehditlerin büyümesinden başka bir sonucu olmadı.

12 Mart ve 12 Eylül darbeleri, kontrgerilla örgütlenmesi, 1980 öncesinde kışkırtılan sağ-sol kavgasında binlerce gencimizin katledilmesi, yurtsever aydınların öldürülmesi, Tarikat ve cemaatlerin desteklenmesi ve büyütülmesi, Türkiye’nin, komşularına yönelik askeri tehditler için üs olarak kullanılması, Yunanistan’ın Ege ve Akdeniz’de Türkiye’ye yönelik saldırgan tavrının desteklenmesi, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in katli, Ergenekon ve Balyoz tertipleri ile Türk Ordusunun teslim alınmak istenmesi, Irak ve Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılan 2. İsrail’i kurma çalışması, son olarak 15 Temmuz FETÖ darbesi… Listeyi uzatabiliriz.

NATO üyeliğinin 70 yılda Türkiye için ne ifade ettiği bu şekilde sıralanabilir. Kısacası Atlantik ittifakının içinde iç savaşın ve bölünmesinin eşiğine geldik ve bu tehlike geçmiş değildir.

Türkiye, ABD’nin ve NATO’nun hedefinde olmaya devam ediyor. Doğu Akdeniz ve Ege’de Türkiye düşmanı faaliyetiyle, Yunanistan’da son olarak beş yeni askeri üsle takviye edilen askeri varlığıyla, Fırat’ın doğusunda kurmaya çalıştığı PKK devletçiliği ile ve Türkiye’nin altına yerleştirdiği 8 milyonluk mülteci bombasıyla…

Bu koşullarda Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine evet demesi, baltayı kendi ayağına vurmaktan başka bir anlama gelmeyecektir.

NATO’ya ilişkin biricik doğru politika, Türkiye’nin NATO üyeliğinden bir an önce çıkarak Rusya, İran ve Suriye başta olmak üzere komşularının da içinde olduğu Asya’daki yerini almasıdır.

Haber2021’den…