Yıldız Mahkemesi

Yıldız Mahkemesi

Nisan ayının bizim siyasal tarihimiz açısından ayrı bir yeri vardır. 2 Nisan 1891’de Taif’te Mithat Paşa’nın hapishanede başı kesilerek Yıldız Sarayına gönderilmesi bizim demokrasi ve hukuk mücadele tarihi açısından önemli yer tutar. Tarihin sosyal bilimler açısından kendine özgü bir özelliği; dünü analiz edip, bugün ile karşılaştırıp, yarını sentezleştirme gibi bir aslı göreve sahip olduğu gerçeğidir. Bu sentezleştirme geçmişin sınama yanılmalarını yarına aktarma düşüncesi Batı aydınlanmasının da temelini oluşturur. Bu analizler, sentezler toplum bilimi açısından, bütün toplumları birbirleri ile karşılaştırıp, kendisini sorgulamasının kapısını aralar. Bu kapı aralığı sorgulamayı, sorgulama ise demokrasi kültürünün alt yapısıyla birlikte gelişmesini sağlar.

Mithat Paşa, Batı’daki aydınlanma düşüncesi, Fransız Devrimi ve özgürlükler mücadelesinden etkilenmiş bir avuç aydınla birlikte Bunların içinde Namık Kemal’de var, beş yüz yıllık bir imparatorluğun artık köhnemiş bir zihniyetini değiştirmeyi ve çağdaş bir yönetim anlayışı getirmeyi amaçlamaktadır. Sultan Abdülhamit, Meşrutiyeti ilan etme sözü ile tahta çıkmıştır. Ama asıl niyeti başkadır. Giderek artan baskıcı bir yöntemle bütün ipleri eline almayı ve kendine karşı çıkanları susturma niyetindedir. Meselenin gerçek yönü burasıdır. Yani 1876 Anayasasının vermiş olduğu kuvvetler ayrılığını, kısmi de olsa bir parlamentonun oluşunu kabul etmeme kararıdır. Zaten meşhur 113. Madde bunu içeriyordu. Değişmeyen kural.  Diyor ki: ”Reaya (sürü) bir baş gerek o da benim”  Tarihimizde ki bu olay aslında çağın dışına kalmış bir düşünce ve yönetim anlayışının veya imparatorluğun çöküş sancılarının çok şiddetli oluşunu içerir. Bu daha doğrusu gelecek kuşakların aydınlığının doğum sancıları olarak da algılamak gerekir.

Bu mahkeme incelendiğinde günümüze o kadar ilginç olaylarla karşılaşıyoruz ki. Bir sürü bir birini aratmayacak benzeşimlerle dolu. Mahkeme heyeti bir düzmeceler heyetidir. Bunların ortak özelliği  şahsi çıkarları için  bütün ihanetleri yapabilecek  yapılarının oluşu. Taif’e mahkeme sonucu  12 kişi  gönderildi. Bu 12 kişinin 8’i  öldürüldü, 4’ü  geri döndü. Geri dönenlerden birisi mabeyinci  Fahri Bey  oldu. Yıllar sonra yaşadıklarını kaleme aldı, gelecek kuşaklara derslerle dolu bilgi aktarımında bulundu.  Mahkeme heyeti şunlardan oluşur. Ahmet Mithat Efendi: Mithat Paşa Niş valisi iken ondan çok yardım görmüş, tarihin cilvesi mi demeli artık neyse  çıkarı  bitince, Mithat Paşa’ya karşı olup  Abdülhamit’in jurnalcisi olmuş. Sururi Efendi: Paraya ve çıkarına karşı aşırı bir tutkunluğa sahip kişilik. Kalpazan, rüşvetçi ve aynı zamanda  Mithat Paşa’ya karşı  aşırı kinci. Mahkeme başkanlığına bilinçli olarak getirilmiş.   

CEVDET PAŞA: Meşhur  Fatma Aliye’nin  babası. Cevdet Paşa 12 ciltlik Osmanlı Tarihini  yazan kişi. Düşünce  yapısı doğulu kafa ile kıskanma. Cevdet Paşa’yı biraz da Osman Selim Kocahanoğlu’ndan öğrenelim. Osmanlı toplumu  doğum sancıları içindedir. Ne kadar dışa kapatılsa, o kadar Batı’daki  gelişmelerin sancısı ile yüzleşiyor. Abdülaziz döneminin sadrazamı  aynı zamanda Tanzimat’ın üç paşasından biri olan Ali Paşa, Mısır gibi bizim  de Fransız medeni kanununun  alınmasını önerirken; buna karşı çıkan medrese uleması Abdülaziz’i yanlarına çekip  Mecelle’yi yaptılar. Buna öncülük eden adliye nazırı  Cevdet Paşa idi. Niyazi Berkes Türkiye'de Çağdaşlaşma eserinde der ki: “Batının silahını alalım, kumaşını giyelim, treni  ile  haça gidelim, telgrafı ile haberleşelim ama hukukunu almayalım. O bize uymaz. Bu Doğulu  despot kafanın dört kadınlı MECELLE anlayışını ancak tarihin doğurduğu Mustafa Kemal 1926 yılında sonlandıracaktır.

Bu Yıldız Mahkemesi belgeye dayalı rüşvet mahkemesidir. Belki de, Osmanlı tarihi içinde rüşvete dayalı en büyük siyasi mahkemedir. Bu rüşvet bizzat Mithat Paşa’nın kafası için, Cevdet Paşa’ya verilmiştir. O da aldığı rüşveti Paşa’nın idamı için kullanmıştır. Mithat Paşa’nın başı Abdülhamit’e gösterildikten sonra, Padişah tarafından 4000 liraya alınan Bebek’teki Mütercim Rüştü paşa Yalısı Cevdet Paşa’ya hizmetinin karşılığı verilmiştir. Burada benim ilgimi çeken ve Kurtuluş Savaşı Kadınları listesinde adı geçen feminist olarak ta bildiğimiz Fatma Aliye niye doğup büyüdüğü bu köşk hakkında bir not tarihe düşmedi.

Bizim 150 yıllık tarihimiz bu Yıldız Mahkeme’sine benzerlerle dolu. 10 Nisan 1919’da Hürriyet Meydanında idam edilen Kemal  Bey’e kim yalancı şahitlik yapmıştı. Düzmece Nemrut Mustafa Paşa Mahkemesine bugünkü kalem erbabı olan Taha Akyol’un amcası Yozgatlı Hulusi Efendi yalancı şahitlik yapmıştı. Kaynak: Ahmet Efe – Çerkez Ethem eserinin son bölümü kim kimdir kısmı.

Nazım Hikmet mahkemeleri farklı mı idi! 12 Mart mahkemeleri, 12 Eylül mahkemelerini nereye koymalı. Daha dün Silivri Mahkemelerini ne yapmalı? Bunların GİZLİ TANIKLARINI tarih nereye koyacak?

Son olarak özetleyecek olursak, demokrasi anlayışı toplumlara akşamdan sabaha gelmiyor. Demokrasi toplumsal modernleşmenin geniş zaman diliminde ki  bir ürünü. Batı demokrasi uğruna 400 yıl ağır bedeller ödedi. Demokrasi bireyin aydınlanmasıdır, aklını kiraya vermemesidir. Demokrasi, yüz yılların gelenekçi insan yapısının yerine, kendine soru soran “NE İDİM, NE OLDUM, NE OLACAĞIM “ düşüncesini hayatın merkezine koyan akılcı insan tipinin  ürünüdür. Laik eğitim, laik hukuk,   kadının toplumsal konumu  yani medeni kanun  bunlar  demokrasinin   temel ayaklarıdır. Demokrasi 3 yılda veya 4 yılda bir sandığa sığacak kavram değildir. Nasıl başaracağız? Kemalist  Devrimin ışıklı yolunu özümseyerek.

Saygılarımla.

Bu yazıyı yazarken  yararlandığım kaynaklar

1-Ahmet Efe – Çerkez Ethem eserinin  son bölümü-Kim Kimdir.

2-Hıfzı Topuz :Taif’te  Ölüm

3-Niyazi Berkes –Türkiye’de Çağdaşlaşma

4-Osman Selim Kocahanoğlu-Makaleleri