23 Nisan’ın 102. Yılı

23 Nisan’ın 102. Yılı

Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı olarak kutladığımız bu bayram, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 102. yılı olarak kutluyoruz. Bu bayramı, bu yıl da salgın, hastalık nedeniyle sokaklar da, caddelerde bayraklarımızla coşkulu kutlayamamanın burukluğunu yaşıyoruz. Fakat şu da bir gerçek ki; inandığın değer, hangi koşulda olursa olsun, ona bağlılığın senin yaşam biçimin olur. Kurucu, kurtarıcı meclis ve onun ürünü olan Cumhuriyetimiz aydınlık yarınlarımızın kendisidir.

23 Nisan sürecinin tarihsel geçmişinin arkasında neler var? Veya yetkilerin gökten yere indirilmesinde ki süreç nasıl gelişti, bunu irdeleyelim ki  Mustafa Kemal Paşa’nın çektiği zorlukları  daha iyi kavrayalım. Bazı yazarlarımız meclis fikrini  Tanzimat ile  başlatsalar da, ben  Fransız İhtilali sürecinin en fazla Osmanlı coğrafyasını vurduğuna inanırım. Bu ihtilalin getirdiği  milliyetçilik hareketleri, Kuzey’den Rusların  sürekli sıkıştırıp toprak istekleri  ve toprak kayıpları, ateşli silahlardaki geri kalmalar  ister istemez acı acı düşündürmüştür. III. Selim’den  başlayıp  II. Mahmut ile sürekli istekler  kor ateşi  gibi alttan yanmaya başlamıştır. Toplum sonuna kadar  medrese  bağnazlığı ile  çalkalansa da, ne ayan meclisleri, ne meşveret meclisleri, ne de Şeyhülislamın  ulemasının   akıl ve bilimdeki  gelişmelerin  karşısında duracak takatleri olmuştur. İşte bu süreç Osmanlı’da Tanzimat’ı doğurmuştur.

Tanzimat’ın anlamı, yeniden düzenleme, tanzim etmek anlamına gelir. Tanzimat,  toplumsal sorunlara yapay  çözümler sunsa da “ ırz, mal, can güvenliği” gibi, sorunlardan   daha derindedir. Tanzimat süreci  kendine özgü bir Osmanlı aydını üretmiştir. Batı’yı tanıma, inceleme, eğitim görme  ve kendi yoksulluklarının ve geri kalmışlıklarının  sorgulanmasını sağlamıştır. Bu süreç yasal bir  anayasa sürecidir. Abdülhamit anayasaya evet, sözü karşılığında  padişah olur.  Mithat Paşa’ya 1876 Anayasasını  hazırlatıp,  10  ay gibi  kısa bir sürede 93 harbini bahane ederek meclisi ortadan   kaldırarak  1908’ 23 Temmuz’una kadar tek başına ülkeyi yönetecektir. Mithat Paşa ise kendi hazırladığı  anayasanın  113. Maddesine göre Taif'e  sürgüne gönderilip, sürgünde iken düzmece mahkeme  kararı ile ölüm fermanı, boğularak imzalanmıştır. Bu süreç Osmanlı toplumunda  dışarıdan ve içeriden  sürekli kaynamaların  sebebi olmuştur. Yolsuzlukların, adaletsizliklerin, cehaletin, toplum kurbanı olmuştur. Tevfik Fikret’in Haniye şiiri  bu dönem yazılmıştır. Ordu içinde ki  hareketler, Balkanlarda dağa çıkmalar (Resneli gibi) bir baskı oluşturmuştur. Toplumsal huzursuzluğun  ifadesi “HÜRRİYET, ADALET, MUSAVVAT ve  UHUVVET “  kavramları toplum isteği olarak ortaya çıkar.23 Nisan’a gelinceye kadar ki geçen  100 yıllık süreçte  ki evrimde  “ULUSAL EGEMENLİK” kavramının arkasında bir Gülhane bildirisi, bir yeni anayasa denemesi ve başbakanının başı kesilerek kurban verilmesi, bir 23 Temmuz 1908 II. Meşrutiyet ve arkasında bir askeri  darbe  süreci var. Yani 1923 Meclis’i  o günün koşullarının sıkıntılarını gidermek için  günübirlik düşünülmüş bir fikir değil, bir  tarihsel evrimin sonucudur. Yani Anadolu Bozkırının  ortasında kurulan meclisin  “MİLLİ EGEMENLİK VEYA  ULUSAL EGEMENLİK “şiarı  bir tarihsel istektir. Bu isteği tarihin doğurduğu ve emzirip büyüttüğü Mustafa Kemal yerine getirecektir. Bir de egemenlik sözcüğünün kökenine bakmakta fayda var. Egemenlik kelimesinin kökeni eski Yunancadan geliyor. Ege-Sahip olma –sınırları belli sahiplik. Ege(veli)   sözcüğünden türetilerek ilk defa sosyolojik kavram olarak J. J. Russo’nun ifadelerinde anlamını bulmuştur. Egemenlik sahip olma olduğu için, Milli Egemenlik, milletin sahip olması anlamını içerir.

Aslında   II. Meşrutiyet ve İttihat –Terakki  dönemi, teokratik bir toplumda demokrasi denemesi gibi sonucu önceden belli, yenilgi olan  başarısız bir demokrasi denemesidir. Osman Selim Kocahanoğlu’nun kaynaklarından edindiğimiz verilere göre bu II Meşrutiyet Meclisi tam Osmanlı renkleriyle doludur.142 Türk,60 Arap,25 Arnavut,23 Rum,12 Ermeni, 5 Yahudi, 4 Bulgar,3 Sırp, mebus bulunuyordu. Bu meclis 9 ay sonra 31 Mart vakası ile birlikte Abdülhamit Hareket Ordusu ve İttihatçılar tarafından tahttan indirilerek Kasım 1918’e kadar iktidarda kalırlar. Bu 10 yıllık zaman diliminde ki olaylara bakacak olursak: Trablusgarp, Balkan harpleri, Babıali baskını, Alman ittifakı, Birinci Dünya Savaşı ve 30 Ekim 1918 Mondros Ateş- Kes antlaşması. Emperyalizm tarafından önceden hazırlanmış ajandalarında ki maddeler yavaş yavaş yaşamın içine sokularak, Anadolu’dan Türklerin geldikleri Asya’ya veya başka bir güce asimile edilerek tarihsel kimliğine son verme sürecine başlanmıştır. İşte Mustafa Kemal’in Samsun’a üç 19’lu tarihle hareket ettiği koşulların ağırlığı bunlardır. Bu ağırlığı, her zaman omuzlarında hissetmiştir. İlk işaret fişeğini Amasya’da buğulu bir ortamda yayımlamıştır. Birinci Dünya Savaşındaki yıkımları burada kısa birkaç cümle ile anlatacak olursak, yalnız Allahuekber’de 90.000 askerden 12 bi yaralı ve hastalıklı kılıç artığı  insan kalır. Çanakkale’de ülkenin kıt kanaat var olan bütün okumuş insanı erir. Filistin Cephesinde geri çekilme esnasında kaybedilen insan ve malzeme tüm kurtuluş savaşının mevcudunun bir buçuk katı. Savaşa başlarken seferberlik sonucu Kasım 1914 ‘te asker miktarı genel nüfusun  %15’i kadar yani 2.614.000 kadar. 30 Ekim 1918 tarihi itibarı ile 322.000 kılıç artığı mevcut bulunmaktadır. Dağlar, ovalar, yaylalar asker kaçakları ile dolu. İşgal kuvvetlerinin şımarıklığı ile birlikte Rumların, Ermenilerin can yakan eşkıyalıkları; bunlar yetmezmiş gibi yerli işbirlikçilerin yurtseverleri jurnallemeleri yürek yakan olaylar. Yani anlayacağımız aslı unsurların kendi yurtlarında perişan olmaları. Bu yazılanlar gerçek tabloda daha da yavan kalır. Bunlar yetmezmiş gibi Padişah Vahdettin 21 Aralık 1918’de meclisi fes eder.

Erzurum, Sivas Kongreleri dönüm noktalarıdır. Sivas Kongresi’nden sonra Damat Ferit istifa ettirilmiş yerine Ali Rıza Paşa Hükümeti göreve gelmiştir. 13 aydır seçim yapılmadığı için, Anadolu’nun veya Heyet-i Temsiliye'nin zorlamasıyla yeniden seçimler yapılmış. Ali Rıza Paşa iktidar olduğunda Anadolu ile yani Heyet-i Temsilciye ile uzlaşmaya gider. Bu seçim kararı Mustafa Kemal ile Bahriye Nazır’ ı Salih Paşa arasında Amasya’da alınan kararlar gereği uygulamaya konulur. Burada Mustafa Kemal Erzurum mebusu olarak seçilir. Mustafa Kemal Paşa Heyet-i Temsilciye adına seçilen mebuslarla konuşurken yapılması gerekenlerin neler olacağını anlatır. Misak-ı Milli, Bağımsızlık, Kapitülasyon vs. ana sorunları dikte etmeye çalışır. Arkadaşlarına kendisinin gitmeyeceğini, meclisin güvenlik sorununun olduğunu, bunu fırsat bilip bütün kadroları işgal güçleri ya sürgüne yâda Nemrut Mustafa Paşa’nın Divan-ı Örfi Mahkemesinde idama veya kürek mahkûmluğu, olmazsa Bekir ağa Bölüğü’ne tıkma gibi bütün olasılıkları anlatmıştır. En yakınında ki Rauf Bey’i ikna edememiştir. Rauf Bey ise bir kahramanlık peşindedir. Yanında ki Mahzar Müfit bile yanından ayrılarak İstanbul’a gitmiştir. Anadolu’nun orta yerinde, Bozkır’ın ortasında, bu karanlık gecenin aydınlanmasını,6 00 yıllık bir teokratik döngünün aklın ve bilimin ışığı ile parlayacak tam bağımsız Cumhuriyet ışığının planlamasını yapmakta idi.    Meclis 12 Ocak 1920’de açıldığında, Mustafa Kemal Ankara’ya geleli 15 gün olmuştu.(27 Aralık 1919) Rütbeleri sökülmüş,  siyasi kimliği olmayan sanki de bir sade vatandaş olarak;  İstanbul Meclisi Misak-ı Millîyi kabul edince olanlar oldu. İşgal kuvvetleri meclisin kararına ve Sevr’i hayata geçirmek için İstanbul’u bir daha işgal ederler. Şehzadebaşı Karakolunu basıp 5 askerimizi uykuda şehit ederler .(16 Mart) ve 18 Mart’a Meclis’i basıp bazı mebusları tutuklayarak Malta’ya sürgüne gönderilir. Bunların içerisinde Rauf Bey var, Cevat Çobanlı var vs. Bir kez daha tarih Mustafa Kemal’i haklı çıkarmıştır.  Mahzar Müfit her gün bir değişik şekle girerek Ege’yi dolanıp Mersin’de karaya çıkarak Ankara’ya ulaşmıştır.

 Doğan Avcıoğlu’nun Milli Kurtuluş Tarihi eserinde der ki:” Yunanlılar İzmir’e çıkmasaydı, onun yerine İngilizler işgal etseydi Ulusal savaşın örgütlenmesi olmazdı.” Burada Türklerin çok yorulduğunu, artık mecalinin kalmadığını ifade ederek şu sözü yazar” Asılacaksak İngiliz sicimi ile asılalım ”İngilizlere olan güveni yazar. Halbuki İngilizler Meclisi basıp,  tutuklamalar yapmakla gerçek yüzünü gösterdiği gibi Mustafa Kemal’e tarihin kaderini altın tepsi ile sunduğunun farkında bile değildiler. Artık tarihin akışı, zalimleri değil, mazlumların sesine kulak verecektir. Meclisin bir bölümü Malta’ya sürgün edilince diğer bölümün çalışmalarından memnun olmayan Sultan Vahdettin 11 Nisan 1920 ‘de Meclis-i Mebusanı feshetmiştir. İşte bugünlerde Ankara’da Meclis çalışmalarını hızlandıran Mustafa Kemal Yunus Nadi ile sohbetlerinde der ki “Ben bütün kerameti mecliste bulanlardanım” Yunus Nadi ve bir grup aydın önce ordu kurulsun sonra meclis derler. Mustafa Kemal kesin bir dille Meclisin bir an önce açılıp çalışmalarına başlaması gerektiğini ifade eder. Yine aynı sohbette ki konuşmasında sanki tecrübeleri “tarihin yazgısı kişilerin elinde heder edilmesi değil, kendi kaderini kendisi kullanması gibi bir düşünceye  doğrudan taraftardır”  SAVAŞ ÖLÜM DEMEKTİR, BUNA BEN KARAR VEREMEM. Buna millet karar verecektir.” “ Egemenliğin hem meşru kaynağı, hem sahibi millettir”. Düşüncesini ifade eder. Burada Mustafa Kemal diyor ki: ”Askeri teşkilatlanmadan önce, milletle birlikte olup onu inandırmak”

Mustafa Kemal Nutuk’ta o sıkıntılı günleri anlatırken der ki :” İstanbul’dan kurtulan mebuslar ile yeni meclis hazırlıkları yapılırken, Bolu, Düzce Adapazarı, Ankara-Nallıhan isyanları, Aznavur olayları, peşine kardeşi kardeşe, bir birine vurduran Kuvve-i İnzibatiye olayları hep uykularımızı kaçırıyordu” Bu koşullarda BMM’Sİ 23 Nisan 1920 Cuma günü açılacaktır. Açılış Cuma Namazından sonra Hacı Bayram’daki kutsal emanetler ziyaret edilip, kurbanlar kesildikten sonra açılış törenleri yapılacaktır. Bu meclisin içi aynen Bardız kilimine benzer. Her renk ve motif yerli yerine oturmuştur. Bektaşi Cemalettin Efendi’den al, Mevlevi tarikatına varıncaya kadar, Diyap Ağa’dan al Mehmet Akif’e kadar bütün toplumsal renkler mevcuttur. Bu, kurtuluşu örgütleyen Meclisin %56,4 hacı - hoca takımıdır.  Mustafa Kemal bu Mecliste azınlıktadır. Açılışta Meclis Kürsüsünün üzerine “HÂKİMİYET BİLA KAYD Ü ŞART MİLLETİNDİR” Bunu yazmak, ancak o günün koşullarında tarihin devrimcisi Mustafa Kemal yazdırır. Açılışın birinci günü bir protokol konuşmaları yapılır. Asıl konuşmalar ve geleceği tahlil etmeler 24 Nisan Cumartesi gününe kalır.

24 Nisan günü Mustafa Kemal, çok uzun bir konuşma yapar. Bu konuşmada bütün olayları masaya yatırarak analiz yapar. İşgallerin, Malta sürgünlerinin ne anlama geldiğini, yapılması gerekenleri bir bir anlatır. Yani geleceğe karşı hayalperest değil, düşüncelerine tam hâkimdir.  Daha sonra Meclis başkanlığı için seçimlere geçilir. Meclis 115 mevcut ile açılır ve başkanlığını  en yaşlı üye sıfatı ile Sinop Vekili Şerif Bey açar. İstanbul Meclisi’nin başkanı Erzurum Mebusu Celalettin Arif Bey idi. Kendisini yeni Melis’in de başkanı olarak görmeye başlamıştı. Mustafa Kemal başkan seçilince O’na da başkan yardımcılığı verilmişti. Birde gönlünü almak için Adliye Vekâleti verildi. Celalettin Arif Bey kendisi aşağılanmış gibi yanına, Hüseyin Avni Bey’i de alarak daha sonra Erzurum Vekili Durak Bey’i de alarak sürekli muhalif olup bir sürü sıkıntılar yaratmıştır. Hatta Meclis ilk açıldığında ödenekleri sorar. Bu kadar garip haller. Açılan birinci Mecliste halden anlamayan, Meclis Kürsüsüne asılan o yazının ne anlama geldiğini kavrayamayan bir sürü vekil bulunmakta. Ankara B.M.M bir konuyu daha kendi doğrularına yerleştirdi. İstanbul Meclis’inin üyelerine Mebus denirdi, bakanlara da NAZIR denirdi. Ankara Mebus yerine VEKİL, NAZIR  yerine de o BAKANLIK adından sonra VEKİL sözcüğü ile anlamlandırılmıştır. Yani Meclis, egemenlik kavramını açıkça ilan etmişti. Bugünler tarihin yazıldığı günlerdir.

 

İlk Meclis olan TBMM’nin yapısı Enver taraftarı İttihatçılardan al Şeyh, Çelebi hepsi var. Birinci ve ikinci grup olarak karmaşık yapıda bir meclis. Bu Meclis içinde Padişah yanlıları ağırlıktaydı. Yine Meclis’in açılmasını Osman Selim Kocahanoğlu’nun Atatürk –Karabekir Kavgası eserinin 195,196 ve 197. Sayfalarında Meclis’in yapısı ile yol arkadaşlarının (daha sonra ikinci grup olacaklar) bakışlarını anlatılıyor. Bu Meclisi birazcık tanıyalım. İlk çıkarılan kanun Aşar Vergisinin üç katına çıkarılması. İkinci kanun İstanbul’da serbest olan içki, Ankara’da yasaklanır. Trabzon Vekil’i Ali Şükrü Bey’in önergesidir.(ileriki günlerde Ali Şükrü’nün öldürülmesi ve Topal Osman konusunda bir yazı yazacağım)Ankara’da bu olaylar olurken, görkemli törenler, yeni bir ruh ve amaç vs. İstanbul’da Saray ve etrafı gerçekten huzursuzdu. Niye olmasınlar ki? Yüzyıllardır canlısıyla, cansızıyla kendi mülkleri olarak görenlerin elinden MÜLK kayıyordu. Ali Kemal’inden Refik Halit’ine, Nemrut’undan, Şeyhülislam’ına varıncaya kadar ellerinde ne varsa hepsini kullanmışlardır.  Özellikle Ankara’yı FETVA yağmuruna tutmuşlardır. Meclis’in açılış törenlerine Ali Fuat Paşa katılamamıştır. Geyve’deki çatışmalardan dolayı. Bursa işgal edilmiş, Anzavur İsyanları, Düzce, Bolu İsyanları her zorluk kazandaki suyun kaynaması gibi fokurduyor. Bu zorluklara rağmen tarihin sorumluluğunu omuzlarına yüklemiş Tarihin devrimcisi Mustafa Kemal bir ayağı Mecliste, diğer ayağı cepheyi idare ediyordu.

Bu zor koşullar içinde ülkenin işgalden kurtarılması tarihi sorumluluğu yüklenmiş, ülke işgalden kurtulmuş ve aynı zamanda yurdun tapusu olan Lozan zorluklara göğüs gererek imzalanmıştı. Bir şeyin altını çizmekte yarar vardır. Hani Anadolu’da bir söz vardır” vakitsiz öten horozun başı kesilir ”bu söz tarihe mal olmuş devrimcilerin ana ilkesidir. Her şey zamanı geldiğince uygulamaya konulacaktır.7-8 Temmuz 1919’da Mahzar Müfit’e Erzurum’da yaz Çocuk dediklerinin zamanı gelmişti. İşte devrimcinin, devrimci zekâsı burada devreye giriyor. Erzurum’dan Ölümüne Mustafa Kemal’le adlı eserin birinci cildine bakalım.” Gün gelecek Cumhuriyet ilan edilecek, Hilafet kaldırılacak, Saltanat kaldırılacak, Latin Alfabesi kabul edilecek, şapka-kılık kıyafet yenilenecek yani çağın gerekleri nelerse bizde de onlar olacak. Ağustos 1925’te Kastamonu’dan şapka giyip dönerken Ankara’da Mahzar Müfit’e “ bak çocuk Sarı kaplı deftere, kaçıncı maddedeyiz” diyecektir. Bu Meclis Cumhuriyet denilen aydınlık bir geleceği, daha doğrusu “ KİMSESİZLERİN KİMSESİ”  utkusunu ilan etmiştir. O güne kadar Osmanlı’da buna kimse cesaret edip de,  adını bile konuşamazlardı. Anadolu Bozkır’ının ortasında bir güneş gibi aydınlık Cumhuriyet doğmuştu. Bu günü 23 Nisan 1929’da tüm çocuklara bayram olarak hediye etmiştir. Bu tarihten itibaren çocukların bayramı olarak kutlanır.

Bugün kutladığımız bayramımız bu zor koşulların ürünüdür. Yılların karanlığı ışıklı bir gelecekle taçlanmıştır. Geleceğimiz olan çocukların ışıklı yoludur. Bayramımız kutlu olsun. Nice yüz birinci yüz yıllarda kutlanarak taçlansın. Saygılarımla.

Bu yazıyı yazarken yaralandığım kaynaklar,

1-Nutuk-İş Bankası Yayınları

2-Osman Selim Kocahanoğlu-Atatürk- Karabekir Kavgası( ve ayrıca makaleler)

3-Hasan İzzettin Dinamo –Kutsal Savaş 7 cilt

4-Turgut Özakman –Çılgın Türkler

5-Mahsar Müfit Kansu-Erzurum’dan Ölümüne Atatürk'le 2 cilt

6-Doğan Avcıoğlu –Milli Kurtuluş Tarihi 4 cilt

7-Rauf Orbay –Anılar

8-Kılıç Ali –Anılar

9- Andre Mango –Atatürk

10-Halil İnalcık-Osmanlılar

11-Falih Rıfkı Atay- Çankaya

12-Şevket Süreyya Aydemir- Tek Adam üç cilt

13-Turgut Özakman-Vahdettin-Mustafa Kemal-Milli Kurtuluş Tarihi

14- Kazım Karabekir-İstiklal Harbimiz

15-Sabahattin Selek –Anadolu İhtilali

16-Rasih Nuri İleri –Atatürk ve Kominizim

17-Alev Coşkun –Samsun’dan Önce Altı Ay-Asker İnönü-Lozan

20-Cevat Abbas –Anılar.

21-Niyazi Berkse-Türkiye’de  Çağdaşlaşma

22-Niyazi Berkes-Atatürk Devrimleri