23 yıllık acıdan neler çıktı?

24 Temmuz 1999’da Kızılay Meydanı’nı dolduran 400 bin emekçi adına açıklanan Emek Platformu’nu oluşturan 15 örgütün bildirisi, “Hükümetin 22 Temmuz 1999 günü açıkladığı ekonomik paket, yaşanılan ekonomik krizin tüm yükünü dar ve sabit gelirlilerin omuzlarına yıkmayı amaçlamaktadır. 24 Ocak 1980 ve 5 Nisan 1994 istikrar programları gibi sermaye yanlısı bu paketi reddediyoruz” diyordu.

Ardından da Emek Platformu Programı’nı ilan ettiler;

“Özelleştirmeler derhal durdurulsun” dediler.

“Kamucu ve halkçı program yeniden hayata geçirilsin” dediler.

 “Planlama şart” dediler.

“Yabancı sermayenin cirit atmasına izin verilmemeli, ulusal ekonominin ihtiyaçları ölçeğinde kontrollü olarak gelmesi sağlanmalı” dediler.

“Yabancı tekellere sınırsız özgürlük merkezleri olan Serbest Bölgeler kapatılsın” dediler.

“Dışarıya akan kaynakları durdurulsun, Türk köylüsü, Türk tarımı desteklensin” dediler.

Emek Platformunun 15 devasa örgütü, 24-25 Mart 2001 günlerinde “Emek Politikaları Sempozyumu” düzenlemiş, saptamalarını da yazılı olarak 31 Mart 2001 günü yapılan Ekonomik ve Sosyal Konsey toplantısında, Başbakan Bülent Ecevit’e sunmuştu.

Oysa ne 1999’daki DSP-MHP-ANAP hükümeti dikkate aldı bunları, ne de sonraki 20 yıllık AKP iktidarı.

15 örgütün, ya da birkaç milyonun sesi değildi bunlar.

Türk milletinin tarihten gelen tecrübeleriydi. Cumhuriyetin, planlamanın, halkçılığın ve devletçiliğin gerekleriydi bunlar.

İktidarlar tınmıyor da, iktidara niyetlenenlerin umurunda mı bunlar?

Sonuç, ekonomi uçuruma gidiyor.

Bunca zamandan bunca acıdan ne iktidarlar ders almış, ne de iktidara niyetlenenler.

Aynı düdüğü öttürüyor, aynı teraneleri okuyorlar hala.

“Piyasa ekonomisi”, “özelleştirme”, “yabancı sermaye”…

BÜYÜK GERÇEK, EMEK PLATFORMU DEĞİL, PİYASACI İKTİDARLAR YANLIŞTI

Emek Platformu Programının değil, piyasacı hükümetlerin yanlış olduğu, 1999’dan bu yana 23 yıldır döne döne yaşanan büyük gerçek.

Planlama tasfiye edildi, devletin fabrikaları, madenleri, limanları, tersaneleri yağmalandı.

Köylü tohum, yem, gübre ve yakıt alamaz oldu. Köylü de bitti, tarım da…

Büyük şehirler işsiz milyonlarla ve ucuz, güvencesiz, kaçak işçilerle doldu.

Gıda krizi da yanandı kapıya, gıdada güvenlik sorunu da..

İç ve dış borçlar ayyuka çıktı.

İthalat için iliğimiz kurutuluyor gayri.

“Devlet önümüzden çekilsin” diyen özel sektör, yabancı tekellere yem oldu.

Yabancıların eline geçmeyen iş kalmadı.

Milli ekonominin temeli kamusal sektörler de yabancının oldu. Petrokimya sanayi, bankacılık, borsa ve sigorta sektörü, enerji, iletişim ve daha başkaları…

Sonuç, yıktılar Cumhuriyetin devletçi ve halkçı sistemini, yabancı tekeller daldı bostana, talan etti her yeri.  1999 ve 2001 krizleri uyarıydı, anlamadılar. 2008 sonrası her yerden patladı kriz. Cumhuriyet tarihinin en derin krizi…

23 YILLIK ACIDAN DERSLER

Bütün bunlar, Emek Platformunu hatırlamayı zorunlu hale getirdi.

1-) Emek Platformu tarihimizin en önemli deneylerindendi. Sınıfsal zeminde yaratılan büyük güç ve eylem birliğidir. “Katma değer” sözünü sever ya piyasacılar, bir araya gelen 15 örgütün tabanı, milyonların çok ötesinde bir “katma değer” yaratıyordu.

2-) Emek Platformu, 24 Temmuz 1999 Kızılay Mitinginde ve 3 günlük Kızılay direnişinde olduğu gibi, sadece işçi sınıfının değil, bütün milli sınıf ve tabakaların buluşabileceği bir şemsiye olduğunu da gösterdi.

3-) 2008’li yıllarda Emek Platformunun dağılması büyük bir talihsizlikti. Oysa krizin daha da derinleşmeye, büyümeye ve kalıcılaşmaya yöneldiği bu dönemde, işçi örgütlerinin merkezinde olacağı bir platform, çok daha büyük ihtiyaçtı.

4-) 23 yıl önce bir araya gelenler daha çok işçi sınıfımızın kesimleri idi, bu kesimlerin örgütleri idi.

Hatırlayalım ki Emek Platformunun 15 örgütünden 6’sı, Türk-İş, Hak-İş ve DİSK işçi, KESK, Türkiye Kamu-Sen ve Memur-Sen de memur örgütleri idi.

 Türkiye İşçi Emeklileri Cemiyeti, Tüm İşçi Emeklileri Derneği ve Tüm Bağ-Kur Emeklileri Derneği emeklilerin örgütleridir.

 TMMOB, Türk Diş Hekimleri Birliği, Türk Eczacılar Birliği, Türk Tabipleri Birliği ve Türk Veteriner Hekimleri Birliği, meslek örgütü olarak o meslek dalındaki işçi, esnaf ve işverenlerin tamamını kapsamakla birlikte, örgütlerin toplumsal sorunlara davetine yanıt verenler daha çok o mesleklerden işçileridir ve özellikle de kamuda çalışan bu mesleklerin erbabı işçilerdir.

Platformun 15. örgütü olan TÜRMOB da (Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler
Ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği), tıpkı diğer meslek örgütleri gibi, onlar da muhasebeci ve mali müşavir olarak işçi, esnaf ve işverenlerin ortak örgütüdürler. Toplumsal sorunlarla ilgili çağrılara yanıt verenler de, tıpkı diğer meslek örgütlerinde olduğu gibi,  ağırlıklı olarak işçilerdir, bir miktar da esnaflardır.

O halde “emek platformu” denince anlamamız gereken kitle, işçiler, memurlar ve emeklilerdi.

5-) 23 yıl önce, henüz işgücünü satarak geçinen işçilerin ve tarımdaki emekçilerimizin canını yakan acılar, artık esnafın, zengin köylünün, orta ve büyük sanayicinin de canını yakmaktadır. Bugünlerde, ülkede yaşayan herkes ve toplumun bütün kesimleri yanmaktadır, gelecekleri kararmıştır.

O günün koşullarında ihtiyaç olarak doğan Emek Platformu, bütün milli sınıf ve tabakaların, toplumun bütün kesimlerinin canının yandığı günümüzde çok daha büyük gerekliliktir, büyük zarurettir.

6-) 23 yıl önce işçi sınıfımızın ve köy emekçilerimizin ihtiyacı olarak üretilen program, bugünün de ihtiyacıdır. Türkiye, Cumhuriyet rotasından, planlı, halkçı ve devletçi ekonomiden sapılmasının faturasını yaşamaktadır. Tam bağımsızlık, halkçılık ve devletçilik ekseninde hazırlanacak olan plan, sadece işçi sınıfımızın değil, köylümüzün ve tarımın, esnafın, sanayici ve tüccarın, hatta ulusal büyük sermayenin dahi geleceğini kurtaracak olan çaredir.

Bu gerçek, bazı sanayici örgütlerimizce de görülmeye başlanmıştır.

EMEK PLATFORMU DAĞILINCA SENDİKALAR KISIRLAŞTI

7-) Esasında işçi sınıfımızın örgütlerinden oluşmasına rağmen Emek Platformu, sadece işçinin sorunlarına, günlük çıkarlarına, toplu sözleşmelere değil, sınıfın tamamına, hatta milletin ve ülkenin geleceğine kafa yoruyordu. Bu nedenle büyük fikirler üretiyor, büyük adımlar atmaya hazırlanıyordu. Böylece de, küçük adımları dahi dev boyutta gerçekleşiyordu.

8-)Ahmet’’e, Fatma’ya, şu kesime, bu sınıfa değil, bütün millete umut veriyordu platform.

Platform döneminde 1 Mayıs’lar da dolu doluydu. Fikri bakımdan doluydu, içerik bakımdan doluydu, sınıf olarak, millet olarak doluydu.

 Oysa dağılınca Platform, canlarının derdine düştü sendikalar. Kendi sözleşmesini, kendi işçisini koruma çabasında döndü sendikalar.

1 Mayıslar da yasak savmaya dönüştü. İşçi de gelmez oldu meydana, fikir de. Hedefsiz, anlamsız sloganlara dönüştü nutuklar.

9-) Planlı, hakçı ve kamucu program, sadece işçinin, işsizin, emeklinin, doktorun, mühendisin, muhasebecinin değil, esnafın ve köylünü de ihtiyacıdır. Orta ve büyük ölçekli ulusal sanayicinin de, tüccarın da ihtiyacıdır. Türkiye’nin bu programa dönüşü geciktikçe ekonominin uçuruma gidişi hızlanmakta, bütün milletin geleceği kararmaktadır.

İhalecilik ve piyasacılık aşkından, yabancı sermaye hayranlığından başları dönmüş iktidarlar ülkeyi uçuruma sürüklemektedir.

Türkiye’nin güçlü bir ağırlık yaratması, toplumun bütün milli sınıf ve tabakalarının bir araya gelmesi gerekmektedir.

Bu fikrin, bu çabanın, iktidarların işaretiyle ve TOBB önderliğinde sağlanan toplantılarla olmayacağı, olamayacağı defalarca görüldü.

Bu fikir, bu birlik, ülkenin, milletin ve ekonominin gerçekleri zemininde emek platformunu oluşturan işçi sınıfımızın merkezinde olacağı bir çalışma ile sağlanabilir.

10-)Bu kez sadece işçi ve emekli örgütlerinin, ağırlıklı olarak işçilerden oluşan meslek örgütlerinin değil, köylü örgütlerinin de olması lazımdır. Ziraat Odalarının, kooperatiflerin, köylü örgütlerinin olması lazımdır.

Bu kez, akşamını siftah yapmadan kapatan, üç gün sonra da dükkanına kilit vuran esnafların olması, esnaf örgütlerinin olması lazımdır.

Bu kez yabancı tekellerin yuttuğu KOBİ örgütleri, milli sanayici ve tüccar örgütlerinin de olması lazımdır.

Bu kez toplantı sonuçlarının sadece hükümet temsilcilerine değil, bütün millete açık ve seçik olarak anlatılması lazımdır.

Türkiye’nin kaybettiği zaman, bütün milletindir, 85 milyon insanımızın bugününden, yarınından alınan zamandır. 

Bütün bu sürece önderlik edecek motor gücün, işçi ve memur sendikalarımızın önderlerinin, bu ihtiyaçları tartışacaklarını umuyor ve inanıyorum.