Beşiktaşlı O

Beşiktaşlı O

Beşiktaşlı olmak efendiliktir, hayatı siyah beyaz görmektir, gerektiğinde hepimiz zenciyiz diyebilmektir. 3-0 yenik durumdayken bile  susmak yada kendi takmına sövmek yerine tribünde eğlenmeyi bilmektir. 

Maç sonrası, başı önünde soyunma odasına giden futbolcularına kendi içi kan ağlarken "başın öne eğilmesin aldırma kartal aldırma" diyebilmektir.

Feridun Düzağaç gibi hissedebilmek, Hayko Cepkin gibi çılgın olabilmektir.

Bir ömür boyu gerçek bir aşka sahip olmaktır, ayrıcalıktır, ötesi yoktur. Sevdiğinden ben mi? Beşiktaş mı? sorusunu duymaktır. Tabutun üzerinde siyah beyaz bir kaşkol konulmasını yattığı yerde çok daha huzur bulmasına inanmaktır. Beşiktaşlılık; herhangi bir maç öncesi, gecesi heyecandan uyku uyumamaktır. Ölümle yaşamı ayıran çizgi, siyahla beyazı ayıramaz ki! diye tanımlanan harika ve delice bir ruh halidir Beşiktaşlılık sistemi dışında bütün bozukluklara karşı çıkmaktır karşılıksız sevmektir Beşiktaşlılık.

Bazı anlar oluyor ki kendi kendine zarar vermekte Beşiktaş'tan iyisi yok. İnsanı zorla güçlü olmaya iter, sürekli ayakta kalmayı öğretir. Birisine bir şey olduğu zaman; o Beşiktaşlı ona koymaz denilir.  Aşık mı oldun? aldatıldın mı? boş ver Beşiktaş'lı zaten o denir. Zira korkutmaz onları musalla taşı bile asla yılmıyor, susmuyor, yorulmuyor. 

1-2-3-4 kaç tane yerse yesin hep daha coşkulu, hep daha mücadeleci, ondandır geri düşsede maçları bırakmaması, ondandır namağlup şampiyonlukları. 

İyilik severliğini  asla bırakmıyor. Uzata bildiği kadar çok el uzatmaya çalışıyor insanlara, bazen bir köy okulunda, bazen bir kanser hastasının yanında. En güzeli de bunun için bir karşılık beklemiyor olmaları, o ÇARŞI kansere de karşı deyip binlerce insana ufak da olsa bir umut ışığı yakıyor. 

EFSANELER

Beşiktaş başarıdan, başarıya koşarken bu dönemde birçok efsane isim de çıkardı. Tabii ki bütün efsanelere yer veremeyeceğiz fakat bazılarına da değinmeden geçemeyeceğiz.

Süleyman Seba beyefendiliği ve dürüstlüğü ile Türkiye, hatta bütün dünya futboluna birçok şey katmış örnek insan. Tribünde Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Şen'e küfür edildiğini duyunca, direk taraftarların yanına çıkıp halkı ile beraber maçı izledi ve o saatten sonra tek bir kötü söz söyletmedi Ali Şen'e.  Öyle bir anı'ydı ki bu, o günden sonra "kapalı tribünde maç izlemenin keyfi hep ayrıdır" demişti. Ve bazı maçları taraftarının arasında, kapalı türbinden izlemiştir. Belki de o yüzden herkesin sevdiği bir insandır, insanın arasına karışabiliyor, diğer birçok insan gibi bakmıyordu tepeden kimseye, Beşiktaş'ı halkını dinleyen seven biriydi. "Beşiktaş'ımızı üzmeyin" diyendi. "Hakkınla oyna, Şerefinle kazan- Beşiktaş'a bir şeyler vermek istiyorsanız, kimsenin adamı olmayın.-  Şerefli ikincilikler, birinciliklerden her zaman daha önemlidir" diyendi. 

İşte bir efsane daha; onları izleyen jenerasyon isimlerini duyduğunda şöyle bir uzaklara dalar. Bu 3 adam, başka 3 adam. Beşiktaş'a Türkiye futbol tarihinin en farklı skorunu getirmişlerdi 10-0 nedir ya. Öyle bir uyum sağlamışlardıki birbirlerine, bir saat'in içindeki çarklar gibi çalışıyorlardı. Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur. atasözünün sağlamasıydılar. Entelektüel futbolculardı onlar, Metin-Ali-Feyyaz mürekkep yalamışlardı.  Anlat anlat bitmiyor.  

Bir efsane daha hani şu meşhur üçlü çektirmeyi kim buldu dersiniz? Var ya taraftarı coşturmak için, ateşini artırmak için yapılan hareket. Onu'da Cengiz Öncül abimiz bulmuş namı değer Tatava Cengiz hatta birgün sormuşlar; Tatava Cengiz'e nasıl çıktı bu üçlü nereden geldi aklına diye?  "Meksika taraftarını izlerken ne verebilirim, küfür etmeden bu insanları nasıl coşturabilirim" diye kafa patlatırken bulmuş. 

Hemen sevmiş tabii Beşiktaş taraftarı, her maçta kullanır hale gelmişler. Tatava'nın birkaç arkadaşı yurt dışından geliyor. 

Abi senin bu üçlü Avrupa'da çok sevildi herkes kullanıyor bunu diyor; başkası olsa hemen atar havasını, kasardı  egosunu. Tatava Cengiz ne diyor peki; "Anavatanı Türkiye, Anavatanı Beşiktaş olan bir tezahüratı kullanıyorlarsa, güle güle kullansınlar." 

İşte böyle insanların takımı Beşiktaş, işte bu yüzden seviliyor. Tatlısını vaad etmeden, acısıyla Neşet babanın Zahidem türküsünü yazması gibi. 

ASİ RUH

Beşiktaş'ı özel yapan. Bir ruhun takım olması, yakın zamanları bırakın 85 sene önce bile bu böyleydi. 

1936 yılında Beşiktaş'ın sporcusu eskrimci Halet Çambel;

"Hitler 1936 Berlin olimpiyatlarını çok görkemli bir şekilde hazırlamıştı. Oyunlarda bizi Hitler'e taktim  etmek istediler, Hitler'in yanına gitmeyiz, onun elini de sıkmayız, biz buraya hükümetin emriyle geldik yoksa hiç gelmezdik" der. Atarını koyar anlı şanlı Türk kadını. 

Halet Çambel'i de korkutmamış musalla taşı bu ruh yeri geldiğinde Führer'e de karşı durmuşsa tesadüf değildir...

Ne Mutlu Beşiktaş'lıyım diyebilene...