Binyıl öncesinden öğütler

Hepimizin bildiği gerçektir: İnsan öğrendikçe aslında ne kadar az şey bildiğini öğrenir. “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” sözü ünlü yunan filozofu Sokrat’a aittir. Akla gelebilecek her alan için geçerli sonsuzluk evreninde insanın bildiklerinin, bilmediklerinin yanında esamesi okunmaz.

Amerika’da, Birleşmiş Miletler binasının duvarında, İran’ın 13. Yüzyılda yaşamış büyük şair ve devlet adamı Sadi Şirazi’nin şu dizeleri yazılıdır:

            Beni adem aza-yı yek-digerend / Ki der-aferineş zi-yek gevherend

            Çü uzvi be-derd avered ruzigar / Diger uzuvha ra nemaned karar

            To ki ez mihneti digeran bi ğami / Ne şayet ki named nehend ademi

Bu Farsça beyit şöyle çevrilebilir:
“Bütün insanlar aynı vücudun uzuvlarıdırlar / zira aynı cevherden yaratılmışlardır.

Felek bir uzva elem getirirse / öbürlerinin huzuru kalmaz.

Ey başkalarının acısıyla kaygılanmayan kişi / sana insan demek yakışmaz!”
 

Bu satırlarda hümanist felsefe (İnsaniye) özlü bir şekilde dile getirilmiştir. Aynı anlayışın Sadi’nin çağdaşı olan Yunus Emre’nin şiirlerine de güçlü bir şekilde yansıdığını biliyoruz.

Sadi Şirazi 1210 – 1291 yılları arasında yaşadı. Firdevsi (940 – 1020), Hafız (1317 -1390) ile birlikte 10 – 14 yüzyıllar arasında yaşayan İran’ın üç büyük edebiyat adamından biridir. Sadi, Firdevsi ve Hafız’dan farklı olarak yaşadığı dönemde devlet görevleri de üstlenmiştir. Moğol istilasının yarattığı yıkımın durulmasının ardından döndüğü vatanında, Salgurlu beyliğinde görevler üstlendi. Onun için sadece şiir – edebiyat konularında değil, askeri konular da dahil devlet yönetiminin her alanıyla ilgili görüşlerini edebi bir dille yazıya döktü.

Sadi’nin Bostan ve Gülistan adlı eserleri kendisinden sonra yüzyıllarca (20. yüzyıla kadar) bölge ülkelerindeki medreselerde ders kitabı olarak okutuldu.

Elbette Firdevsi, Sadi ve Hafız’ın ölümsüz eserlerindeki mesajları; özel olarak İran’ın; Medlerin ve Perslerin öncesinden de gelen büyük uygarlık birikimi, genel olarak Batı Asya’nın onbin yılı aşkın yerleşik hayat kültürünün ürünü olan büyük birikim içinde değerlendirdiğimiz zaman tam olarak anlayabiliriz.

Aşağıda Sadi’den yaptığımız alıntılarla “eleştiriden öğrenme”, “alçakgönüllülük”, “öğrenmenin yolu” başlıkları ile verilen mesajlar, gerçekte o 12 bin yıllık birikimin ürünleridir.

ELEŞTİRİDEN ÖĞRENME

“- Kendi ahlakını düşmanından dinle, dostun gözünde her yaptığın iyidir.

“- Ekşi yüzlü adam, insanı tatlı huylu dostlarından daha güzel tenkit eder.

“- Senin iyiliğini isteyen, yolunda diken olduğunu söyleyebilendir.

“- Yolunu kaybedene ‘iyi gidiyorsun’ demek şiddetli bir zulümdür. Kusuru kendine söylenmeyen adam, bilmediğinden onu marifet sanır.”

(Gülistan, Karanfil yayınları, Mayıs 2008, )

ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK

  • “Kötülüklerini dinlemek hoşuna gitmezse, fena hallerden elini eteğini çek!
  • “Övgü ipiyle kuyuya inme. Hatem gibi sağır ol da kendi ayıplarını dinle.

(Gülistan, Karanfil yayınları, s.128)

  • “Kendini beğenen kurumlu bir kimsenin, gerçeği kabul etmesi mümkün değildir. Böyle kimseler başkalarından bir şey öğrenmek istemez, öğüt dinlemekten utanırlar.
  • “Sende fazilet denizinin incileri varsa, onu öğüt yoluyla alçak gönüllülerin ayağına dök. Görmez misin, o düşkün toprakta güller biter, baharlar açılır.
  • “ Sen kendinden bahsetme ki, seni başkaları övsünler. Kendini övdüğün taktirde bunu başkalarından bekleme!

(Bostan, Kapı Yayınları, 1.b. Haziran 2012,)

ÖĞRENMENİN VE KİŞİNİN KENDİNİ GELİŞTİRMESİNİN YOLU

            “Sormaz ki bilsin, sorsa bilirdi.

            Bilmez ki sorsun, bilse sorardı.”

            (Gülistan, age)

            Hepimizin bildiği gerçektir: İnsan öğrendikçe aslında ne kadar az şey bildiğini öğrenir. “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” sözü ünlü yunan filozofu Sokrat’a aittir. Akla gelebilecek her alan için geçerli sonsuzluk evreninde insanın bildiklerinin, bilmediklerinin yanında esamesi okunmaz.

            “Sevgisiz bakınca Yusuf bile çirkindir.

            Şeytana aşk ile bakınca onu melek sanırsın.”

            (Gülistan age.)           

            20. yüzyıl Türkiye’sinde yaşayan herkesin bu öğütleri tekrar tekrar okumasında yarar vardır.