Bir kavram olarak modernlik sözcüğünün tarihi gelişimi

Bir kavram olarak modernlik sözcüğünün tarihi gelişimi

Modern kelimesi  batı literatürüne  dini bir bakış açısının sonucu girmiştir. M.S. 5. ve 6. yy'lı içine alan Hıristiyan metinlerinde Latince MODERNUS olarak karşılaşılan  kelimenin ifade ettiği anlam geçmiş pagan toplumlarla hali hazırdaki Hıristiyan  toplumlar arasındaki farklılığa vurgu yapan bir içeriğe sahiptir. Burada  pagan toplumlar eski olanı, Hıristiyan toplumlar ise moderni veya  yeni olanı temsil etmektedir. Henüz Hıristiyanlaşmamış İzlanda, İskandinav ve Kuzey Slav halklarından  Hristiyanlaşmış diğer Avrupa topluluklarını ayırmak içinde kullanılan modern kelimesi asıl anlamını Rönesans’la birlikte değişen dünya algılaması ile almıştır. Doğaya, coğrafyaya, tekniğe ait  artan bilgilenmeye ve aklı öne çıkaran felsefi düşünmeye bağlı olarak bilimsel, kültürel ve sosyal alanda yeni ve değişmekte olan bir durumun ortaya çıkmasıyla birlikte asıl tarihi  hattına oturan modernlik kavramı, yine de çok kullanılan bir kelime olmamışsa da  unutulmamıştır.

Aslında modernlik ne bir hareket  ne de bir akım olarak doğmuştur. Ne belirli bir programı ne de belirli düşünürleri mevcuttur. Coğrafi keşifler ve rasyonel düşüncenin gelişmesiyle seküler dünya görüşünün yaygınlaşması Batı-Hıristiyan zihniyet ve yaşam biçimlerini köklü değişime uğratmıştır.

Bu değişim yeni bir durum olarak algılanmış ve daha çok bilimsel bilgi, yeni teknik, ekonomik refah, istihdam artışı, işbölümü, boş vakit, siyasal katılım  özgürlük ve benzeri yeni ilgi alanı olarak zihinlere yerleşmesiyle yeni bir çağ olarak görülmüştür. Batı tarihinin geri döndürülmez  bir yön kazandığı bu süreçte  modernlik kavramının kendisi, 18.yy aydınlanma düşüncesine çok şey borçludur.

Eleştirel aklın, özgür bireyciliğin, geri döndürülmez ilerleme fikrinin ve doğa bilimlerinin mutlak doğruluğuna olan inancın hakim olduğu  bir felsefenin adı olan Hobbes, Locke, Hume, Kant, Hegel, Bacon, Volter, Rousseau gibi batılı düşünürlerin katkıda bulunduğu aydınlanma düşüncesi  dinsel ve geleneksel kurumlara olumsuz bakarak tarihe başat bir rol biçmiştir. Bu düşünceye göre tarih, daima ilerleyen, mantıksal kurgulu aşamaları olmakla bu aşamaların  ileri ve geri toplumsal ve bireysel durumunu belirleyen  kurallar içeriğini öne süren bir anlayışı Batı algılamasının merkezine yerleştirmiştir. Aydınlanma batı dışındaki  dünyayı (görece İslamiyet’e olumlu  bakmışsa da) ilkel ya da tarihin ve uygarlığın ilk aşamaları olarak  görmüştür. Aydınlanma, sekülerizm, evrenselcilik  özgürlük gibi temel bileşenleri sahiplenerek gelecekteki laik, bağımsız, milliyetçi, demokrat ve hukukun üstünlüğüne dayalı  devlet ve toplumların  fikri  alt yapısını oluşturmuştur.

Özne, nesne ve akıl gibi unsurların öne çıktığı Aydınlanma düşüncesi, artan bilimsel bilgi yanında, farklı coğrafya ve uygarlıklarla  karşılaşmasının sonucunda  Batılı insanın geçmiş  bilgi ve birikimini sorgulamasına yol açmıştır.

Batılı tarafından Hıristiyan dünyasının  sanıldığı gibi yalnız ve biricik olmadığı  ancak kendisinden  görece bu ileri olmayan  Batı dışı dünyanın  kendine özgü bir yapısının olduğuna dair bir algılama ortaya çıkmıştır. Aynı batılı bu dünyayı kendi bakış açısından yorumlamaya ve kendisini  olduğu  kadar öteki olan bu dünyayı anlamlandırmaya da  yönelmiştir. Modernlik kavramı bu yeni yorumlama ve anlamlandırmanın Batılı genel  adı olurken, öteki ise barbar, ilkel, geleneksel  olarak görülmüştür.

Modern sözcüğünün  anlamı tarihin derinliklerinden  günümüze bu aşamaları kat ederek  gelmiştir. Modern sözcüğünün günümüze kadar geçirdiği tarihsel aşamalar bunlardır. Saygılarımla. 

Not: Bu yazıyı yazarken  yararlandığım kaynaklar

1- Celal Metin-Emperyalist çağda modernleşme 

2- Max Beer -Sosyalizm ve sosyal gerçekler tarihi 

3- Metin  Aydoğan- Doğu-Batı uygarlığı 

4- Niyazi Berkes- Atatürk devrimleri ( Arnol Tobhy'nin Doğu medeniyetine  bakışı)

6- Halil İnalcık- Rönesans Avrupası

7- Halil İnalcık-Osmanlılar