Av. Sedef Ünal: Bir sonraki hedef 6284 sayılı kanun ve Medeni Kanun olacaktır

Av. Sedef Ünal: Bir sonraki hedef 6284 sayılı kanun ve Medeni Kanun olacaktır

Avukat Sedef Ünal İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılma kararını Haber2021’e değerlendirdi.

ESASEN RAHATSIZ OLDUKLARI, BU SÖZLEŞMENİN MANTALİTESİDİR

Ünal, “Her şeyden evvel, insan haklarına dair bir uluslararası sözleşme Cumhurbaşkanı kararnamesi ile feshedilemez. Anayasa 104 açık. Bu girişim (ki hukuken yok hükmünde sayılması gerekir, Cumhurbaşkanı'nın böyle bir yetkisi yok), adeta bir provadır.
İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması, Türkiye’de laiklik ve kadın erkek eşitliği karşıtı gerici grupların uzun zamandır talebiydi. Esasen rahatsız oldukları, bu sözleşmenin mantalitesidir. Sözleşme, “toplumsal cinsiyet rolleri”nin dışlanması ve her alanda eşitliği öngörerek devletlere pozitif yükümlülükler yüklemesi açısından önemlidir. Sözleşmede, “kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus”un gerekçe olarak öne sürülmesi” yasaklanmıştır. Yani devletler, bu gerekçelerle cezai yaptırımları hafifletemezler ve herhangi bir farklılık yaratamazlar. Devletler, her alanda tam eşitliği sağlamak için yükümlenmişlerdir. Bu yükümlülüğü bahsettiğimiz gerekçelerle es geçemezler. Hukuk kuralları, eğitim, dil ve her türlü toplumsal yapı kadın erkek eşitliğini sağlamak yönünde geliştirilmek zorundadır. İşte gerici çevrelerin “Türk aile yapısını yıkma” olarak adlandırdıkları husus budur. Türkiye, bu sözleşmeden çıkarak, eşitlikçi toplum idealinden vazgeçtiğini söylemiş oluyor. Bu, geniş kapsamda laiklik ilkesine de bir darbedir" dedi.

BİR SONRAKİ HEDEF MEDENİ KANUN OLACAKTIR

"6284 Sayılı Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, Anayasa’ya ve İstanbul Sözleşmesi’ne dayanılarak çıkartılmış şiddet mağduru herkesi kapsayan bir kanundur" diye belirten Ünal:

" Bundan sonraki hedef, bu Kanun’un kaldırılması/tırpanlanması olacaktır. Yine Türk Medeni Kanunu da kadın erkek eşitliğine dayalı ana hukuk mevzuatımız olup, bir sonraki hedef de o olacaktır. İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması tek başına iç hukukta meri kanunlarla sağlanan hakları budamaya yetmez. Fakat ülkenin iklimini ve bu iklimden fazlasıyla etkilenen, bağımsız olmayan yargı mercilerini etkileyeceği açıktır" dedi.

MAĞDURU KORUYAN ÖNLEYİCİ MEVZUATIN GERİYE DÖNDÜRÜLMESİ SÖZ KONUSU OLABİLİR

Av. Sedef Ünal, "Ayrıca, yaratılan atmosferle, iç hukuktaki eşitlikçi ve mağduru koruyan önleyici mevzuatın geriye döndürülmesi söz konusu olabilir. Bu mevzuatta değişiklik yapılsın yapılmasın, yaratılan algı ile, sorunuzda geçen “mağdur kadınlar aleyhine yorumlar ve ceza indirimleri” hukuka aykırı da olsa gündeme gelebilir. Herhangi bir kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” anlayışının kararlara yansıması, Türk yargı geleneğinde zaten mevcutken, bunu yok edip tam eşitliği hayata geçirmeyi ilke edinmiş sözleşmeden çıkılması, yargı mercilerine bu mesajı vermek demektir" dedi.

SÖZLEŞMENİN NASIL GELDİĞİ DEĞİL İÇERİĞİ ÖNEMLİDİR

Ünal değerlendirmesine şöyle devam etti:

"İstanbul Sözleşmesi, dışardan bir emperyalist dayatmayla gelmemiş, Türkiye, bu sözleşmenin başat aktörü olarak Avrupa Konseyi’nin ilk imzacı ülkesi olmuştur.  Kaldı ki bir sözleşmenin nasıl geldiği değil içeriği önemlidir; sözleşmede Türkiye’nin Anayasasına, iç hukukuna aykırı bir hüküm yoktur. Milli hukuk dediğiniz şey, başta Anayasa ile belirlenir. Anayasanın 90. Maddesinin 5. fıkrası, açıkça, “temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” diyerek, temel hak ve özgürlüklere ilişkin anlaşmaları kanunların da üzerinde görmüştür. Bir ülkedeki insan hakları, o ülkenin iç meselesi olarak değerlendirilemez. Anayasa’da belirtildiği üzere “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” (m.2) ve “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” (m.10). Yapılanlar, esasen Anayasa’nın özüne, ruhuna aykırı şekilde laiklik ilkesinden ödünlere giden taşları döşeme, Türkiye’nin insan haklarına saygılı devlet olma idealinden vazgeçme, medeni milletlerden koparak dini referanslarla yönetilen bir ülke haline getirilmesi sürecinin parçalarıdır. Her ne saikle yapılırsa yapılsın, Türkiye’nin çağdaş medeniyetten koparılmasına, laiklik ilkesinden ve kadın erkek eşitliğinden ödün verilmesine giden bu yolu engellemek boynumuzun borcudur.”