Cumhuriyet için sosyal güvenliğin ve emekliliğin önemi

21 Mayıs 2022 tarihli “Yabancı örgüt sözüyle sosyal güvenliğe operasyon -1 / Emekli Örgütlerinin Ve EYT’lerin Yanılgıları” başlıklı yazıda belgeleriyle aktardığım gibi, 1999 yılında bir araya gelen işçi sendikaları da, emekli örgütleri de, emeklilik yaşı ve emekli maaşı hakkındaki niyetlerin, sosyal güvenlik sistemimize yönelen bir emperyalist operasyon olduğunu çok doğru şekilde saptamışlardı. Aradan geçen zamanda ise “operasyonun” daha da derinleşmesine rağmen, emekli örgütleri de unuttular bu gerçeği, EYT’ler de. Bütünden koptular, her biri filin ayrı ayrı organlarını tarife koyuldular.

Böyle olduğu içindir ki, emekli örgütleri bir araya gelmiyor, sendikalar eskisi gibi önemsemiyor, EYT’ler ise, “maç sürerken kural değişmesi” şeklindeki zayıf bir tanımla yetiniyorlar.

Hal böyle olunca da, operasyonun tarihsel sürecini yeniden hatırlama zorunlu oldu.

Ama önce Cumhuriyet öncesi durumu ve Cumhuriyetin sosyal güvenlik sistemini nasıl inşa ettiğini görmek lazım.

CUMHURİYET ÖNCESİ DURUM

Yıldırım Koç, “Türkiye İşçi Sınıfı Tarihi - Osmanlı’dan 2020’ye” adlı Kaynak Yayınlarında çıkan eserinde, Osmanlı döneminde çalışma hayatını düzenleyen ilk nizamnamelerden söz eder. Bunlar,

  • 1835 yılında Mısır Hidivi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın Çukurova’nın tarım işçilerinin çalışma koşullarına dair düzenlemeleri,
  • 1845 yılında , “işini bırakarak greve gitmek isteyen işçilerin” derneklerini ortadan kaldırma yetkisinin de verildiği Polis Nizamnamesi
  • 1856 yılında çıkarılan Süveyş Kanalında Çalışan İşçileri için Nizamname,
  • 1863 yılında, madenlerde, ücretsiz zorla çalıştırmaya son veren, rıza dahilindeki çalışmayı ücretlendiren “Maden Meevadd-ı Madeniyeye Dair Nizamname,
  • 1867’de, Memaliki Mahsusa Demiryollarının Usulü Zabırasına Dair Nizamnamesin, “he rne suretle olursa olsun arabaların seyrü hareketine mani olmak” suçu sayıldığı için, Dermiryollarında grevi yasaklan Nizamname,
  • 1867 yılında Ereğli Kömür Havzasındaki çalışma koşullarını düzenleyen, Ereğli bölgesindeki 14 ilçeyi kapsayan, işçiyi korumaktan daha çok kömür madenlerindeki üretimin devamını amaçlayan, 13-50 yaş arasındaki işçilerle ilgili Dilaver Paşa Nizamnamesi,
  • 1869’da çıkarılan yolların yapımı ve bakımı için, erkeklerin beş senede 20 gün çalışmasını yükümlü kılan Turuk ve Meabir Nizamnamesi,
  • 1869’da çıkarılan, Dilaverpaia Nizamnamesi ile kısken kaldırılan zorunlu çalışma biçimine son veren Maadin Nizamnamesi,
  • 1868-1876 yılları arasında yayımlanan, “nefsini kiraya veren kimse, ecir” diye tanımladığı, gün doğumundan ikindiye, yakut gün bakımına kadar çalıştırılan işçilerin çalışma bedellerinin malla ödenmesini yasaklayan Mecelle-i Ahkam-ı Adliye,
  • Kanun-İ Esasi de denilen, 1876’da ilan edilip iki yıl sonra 1878’de askıya alınan, yeniden yürürlüğe girmesi ve uygulanması, ancak 24 Temmuz 1908 devrimi ile mümkün olabilen Osmanlı devletinin ilk ve son Anayasası,
  • 1869 Maadin Nizamnamesinin iş güvenliği ile ilgili düzenlemelerinin tekrarı olan 1887 Maadin Nizammanesi,
  • 1893 yılına ait askeri fabrika işçilerinin çalışma ve dinlenme süreleri ile fazla çalışmaları alinde alacakları %25 oranındaki ücreti düzenleyen “Askeri Fabrika İşçilerine “Amele Nizamnamesi”,
  • 1296 tarihli İstanbul Belediye Kanunu kapsamında, 1325 tarihinde ise ayrıca belirlenmesi ile Hamallar Nizamnamesi…

Bütün bu nizamnameler, zorla ve ücretsiz çalıştırma düzeninden, daha yeni sıyrılmaya çalışan, işçinin bir ücret, biraz dinlenme ve başını sokacağı baraka hakkı olduğunu dahi kabul etmeye yeni başlayan Osmanlının nizamnameleriydi. Bu koşullarda sosyal güvenlik gibi daha ileri bir düzenleme söz konusu olamazdı elbette.

SANDIKLAR DÖNEMİ

Osmanlı döneminde çalışanların meşru sayılan dayanışmaları, 19. yüzyılın ikinci yarısında, 1860’lardan sonra kurulmaya başlanan birkaç tekaüt sandığından ve düşkünler evinden ibaretti.

  • 1866’da kurulan Askeri Tekaüt Sandığı, Osmanlı döneminde kurulan ilk tekaüt sandığıdır. Sonra başka sandıklar kuruldu.
  • 1881’deaskeri alandaki Sivil Memurlar Emekli Sandığı,
  • 1890’da Seyrisefain Tekaüt Sandığı,
  • 1909’da Askeri ve Mülki Tekaüt Sandığı,
  • 1909 Tersane-i Amire’nin işçi ve memurları için emeklilik ve malullük sandığı,
  • 1910’da Hicaz Demiryolu Memur ve Müstahdemlerine hastalık, kaza halleri için yardım sandığı,
  • 1917’de Şirketi Hayriye Tekaüt Sandığı kurulmuştur.
  • Dar-ül Aceze, yani Düşkünler Evi ise 1895’de kurulmuştu.

GENEL DURUM VE GÖRÜNÜŞ

Savaştan çıkan ülkenin Osmanlı’dan devraldığı tablo şöyleydi; Atatürk’ün deyişiyle Manzara-ı Umumiye…

Prof Dr Ali Seyyar, “Sosyal Güvenlik Sistemimizin Tarihi Gelişimi Ve Bugünkü Durumu” başlıklı makalesinde Cumhuriyet öncesindeki durumu şöyle özetliyor;

“Milli mücadeleye katılan askerlerin % 40’ı sıtmalı… 12 milyonluk Anadolu nüfusunda, 250 bin ortopedik sakat, 250 bin frengili, 250 bin trahomlu, 1 milyon veremli… Ölüm sebeplerinin  % 13,5’inın verem…”

Nazmi Kal’ın “Atatürk’ün Diktiği Ağaçlar” kitabında aktardığı 30 Ekim 1923 tarihli Atatürk’ün İnönü’ye Mektubu’nda yazdıkları ise durumun daha da vahim olduğunu göstermektedir. Atatürk, Başbakanlığını yapmasını istediği ülkenin durumunu İnönü’ye şöyle sıralıyor;

  • Nüfusun yüzde 80’i köylerde… Büyük bölümü göçebe.
  • Okur-yazar oranı yüzde 7
  • Sıtmalı oranı yüzde 14
  • Firengili oranı yüzde 9
  • Tifüse yakalanabilecek oranı yüzde 72
  • Tuvalet olmayan ev oranı yüzde 97
  • Tarım için gübre yok, tarım ilacı yok.
  • Bütün ülkedeki doktor sayısı 337
  • Bütün ülkedeki sağlık memuru sayısı 434
  • Ebe sayısı 136
  • Elektrik sadece İstanbul’da ve İzmir’in bazı semtlerinde...
  • İşgalcilerin yaktığı köy sayısı 830
  • İşgalcilerin yaktığı bina sayısı 114 bin 408
  • İstanbul’un buğdayı bile Romanya ve Rusya’dan, diğer gıda maddeleri çevre ülkelerden getiriliyor.”

Atatürk Nutuk’a başlarken, Samsun’a çıktığı zamanki durumu “manzara-ı umumiye” diye tarif etmişti.  İsmet İnönü’ye yazdığı mektup ise, savaştan çıkmış ülkenin manzara-ı umumiyesi idi. Mektup, yapılması gerekenleri bu acı gerçeklerin ışığında sıralıyordu. 

ADIM ADIM SOSYAL GÜVENLİK İNŞASI

Osmanlı’nın insanlara “kullarım”, Türklere “Etrak-i bî-idrak” dediği günlerden yeni çıkılmış,  açlıktan ve hastalıklardan kırılan, savaşın yakıp yıktığı bu topraklarda, merkezi bir emeklilik düzenlemesi, merkezi bir sağlık sistemi, merkezi bir iş güvenliği, beklenemezdi elbette.

Bütün bunlar, insanların kulluktan, toprakların işgalden kurtulduğu koşullarda olabilirdi. Dolayısıyla insanı insan yerine koyan değerler de, konumuz olan sosyal güvenlik sistemine dair de atılmış bütün önemli adımlar da, Cumhuriyete aittir.

Atatürk’ün sıraladığı manzara-ı umumiye, bu milletin en yakıcı ihtiyaçlarından birinin parasız sağlık sistemi, diğerinin sosyal güvenlik düzenlemesi olduğunu da göstermektedir. Şimdi bu amaçla yapılanları izleyelim;

  • Ankara’nın milletin iradesini temsil ettiğini Lozan Antlaşmasıyla dünyaya kabul ettiren Cumhuriyet Hükümeti, bağımsızlığın sağlanmasından sonraki ilk işlerden biri olarak, işgal kuvvetlerinin ekonomik işgallerini de sonlandırmaya girişti.
  • 1923’te Düyun-u Umumiye İdaresi kapatıldı. 1925 yılında 20 binden fazla köylümüzü katleden Reji İdaresi tasfiye edildi. 1926’da petrol ithalatı, petrol ve maden arama işleri, alkollü içki üretimi, ithali ve satışı devlet tekeline alındı. Yine 1926’da Kabotaj Kanunu ile denizlerimizdeki yabancı egemenliğine son verildi.
  • Artık işletmelerin ve üreticinin güvenliğine gelmişti sıra. Sigorta sektörü de öncelikler arasına alındı. Yabancıların elindeki reasürans (sigorta şirketlerinin üstlerindeki riskleri tekrar sigortalatarak kendilerini güvence altına alması) ve mükerrer sigorta işleri devlet tekeline alındı. 1927 yılında Milli Reasürans Anonim Şirketi’ni kuruldu. Sosyal güvenlik alanındaki önemli adımlardan biri idi bu…
  • Cumhuriyetin 1927 yılındaki büyük hamlesi ile sigorta pazarındaki devlet tekeli ta ki 1990 yılına kadar devam etti. Yabancılar sadece şube açabiliyordu, piyasadaki etkileri yok denecek gibiydi. Devlet tekeli Milli Reasürans T.A.Ş.’nin yetkileriydi,  sigorta aracılarının (broker, prodüktör ve eksper) Türk olma zorunluluğu vardı. 1990 yılında emperyalist tekellere sağlanan imtiyazla, sadece şube açabilen yabancı sigorta ve reasürans şirketlerine, serbestçe kurulma imkanı sağlandı. Bu süreci sonraki yazıda ele alacağız.
  • Cumhuriyet ilan edilmeden ilk TBMM’nin kurulduğu 23.04.1920 tarihinden, Cumhuriyet’in ilan tarihi olan 29.10.1923 tarihine kadar geçen sürede sosyal güvenlik alanında iki önemli kanun çıkarılmıştır. 28.04.1921 tarih ve 114 sayılı Ereğli Havza-i Fahmiyesinde mevcut kömür tozlarının Amele Menafi-i Umumiyesine Olarak Füruhtuna dair Kanun, diğeri 10.09.1921 tarih ve 151 sayılı Ereğli Havza-i Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun’dur. Kurtuluş savaşı yıllarında çıkarılan bu iki kanunun ilki, satılan kömür tozlarının işçilerin yararına kullanılmasını ve ikincisi ise işçi ve işverenlerin zorunlu katılmasıyla oluşacak ihtiyat ve teavün sandıklarının kurulmasını ve işverenlerin zorunlu durumlarda işçilere sağlık yardımı yapmasını; Ereğli’deki tüm maden işçilerinin zorunlu sigortalı sayılmasını öngörmektedir. 151 sayılı Kanun ile 18 yaşın altındakilerin maden ocaklarında çalıştırılmasının yasaklandığı, işçilerin 8 saatten fazla çalışmaya zorlanamayacağı, çalıştırılan işçiye iki kat ücret ödeneceği, madenciler için bir Amele Birliği kurulması, birliğin işyeri yakınında açacağı hastane ile işçinin sağlığından sorumlu olacağı, ilacını sağlayacağı gibi zamana göre önemli adımlar atılmıştır.
  • 1924 Anayasası, Cumhuriyetin Anayasal hamlesi idi. Sağlanan haklar anayasaya taşındı. Sosyal güvelik ve emeklilik sistemi henüz ulusal düzeyde merkezi yapıya kavuşmamıştı ama yerel örgütlenmelerin teşvik edilmesiyle hızla yayılmaya başladı.
  • 1926’da İmalatı Harbiye, Demir Yolları ve Liman işçileri emeklilik ve dayanışma sandıkları kurdular.
  • 1933 yılında Vilayet Hususi İdareleri Tekaüt Sandığı ve İstanbul Mahalli İdaresiyle, Ankara Belediyesi Memurları Tekaüt Sandığı,
  • 1934 yılında DDY ve Limanlar İdaresinin Memur ve Müstahdemleri Tekaüt Sandığı
  • 1935'de PTT çalışanları sandıklarını kurdular.
  • 1937'de Deniz Yolları ve Akay İşletmeleriyle Fabrika ve Havuzlar İdareleri, Ziraat Bankası çalışanları emeklilik sandıkları kurdular.
  • 1938'de Emlak ve Eytam Bankası Memurları Tekaüt Sandığı, T.C. Merkez Bankası Memurları Tekaüt Sandığı, Devlet Hava Yolları Umum Müdürlüğü Memur ve Müstahdemleri Tekaüt Sandığı kuruldu. Ve devam etti sandık örgütlenmeleri
  • Cumhuriyet devletinin inşasına büyük önem veren kurucuları, devletin memuruna da önemli haklar sağladılar. Bunlardan biri de emekli olduklarında kıdem tazminatı alabilme olanağı idi. 30 yıl ve daha fazla çalışan devlet memurları, emekliye ayrıldıklarında son aldıkları aylığın 12 katı tutarında kıdem tazminatı alabiliyorlardı.
  • 1936’da 3008 sayılı yasa ile ulusal düzlemde İş Kanunu çıkarıldı. Yasa, sosyal sigortaların ve ulusal sosyal güvenlik sisteminin kurulmasını da amaçlıyordu. Ancak, İkinci Dünya Savaşının başlaması ile bu niyet, 1945 yılında ancak gerçekleşebildi.
  • 1936 yılındaki 3008 sayılı yasa ile Türkiye’de ilk defa kıdem tazminatı uygulaması başlatıldı. Kıdem tazminatı, 5 yıl ve 5 yıldan fazla çalışan işçilere, işten çıkarılmaları halinde 5 yılın üstündeki her yıl için 15 günlük ücreti tutarında idi.
  • 1938 yılında 3511 sayılı Basın Birliği Kanunu ile basın sektöründe çalışanlar da kıdem tazminatı kapsamına alındı. Buradaki kıdem tazminatı, çalıştığı her yıl için bir aylık ücreti tutarında idi.
  • 1945’de 4772 sayılı İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu çıkarıldı.
  • 1946’da 4792 Sayılı Kanunla İşçi Sigortaları Kurumu kuruldu, 1945 yılına kadar kurulan sandıklar kurumda İşçi Sigortaları Kurumu altında birleştirildi.
  • 1949’da 5434 Sayılı kanunla Emekli Sandığı kuruldu. Memurların o güne kadar kurdukları sandıklar Emekli Sandığında birleştirildi
  • 1950’de 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanunu çıkarıldı.
  • 1951’de 5502 sayılı Hastalık ve Analık Sigortası Kanunu çıkarıldı.
  • 1957’de de 6900 sayılı Maluliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortası Kanunu çıkarıldı.
  • 1965’de İşçi Sigortaları Kurumu, 506 sayılı kanunla Sosyal Sigortalar Kurumu’na (SSK) dönüştürüldü.
  • 1971’de  1479 Sayılı kanunla Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer bağımsız çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile Bağkur kuruldu.
  • 1975 yılında 1927 Sayılı kanunla işçilerin kıdem tazminatına hak kazandıkları süre üç yıldan bir yıla indirildi ve her yıl için ödenecek ücret tutarı 15 günden 30 günlük ücret tutarına çıkarıldı.
  • 1976 yılında 2022 sayılı kanunla, “65 yaş aylığı” uygulaması başlatıldı.
  • 1983’de 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu çıkarıldı.
  • 1992 yılında 3816 sayılı yasa ile Yeşil Kart uygulaması başlatıldı.
  • 1999 yılında 4447 sayılı İşsizlik Sigortası kanunu ile İşsizlik Fonu oluşturulması hakkında kanun çıkarıldı.

*

Böylece Cumhuriyet Sosyal Güvenlik Sistemini kurmuştu kurmasına ama 12 Eylül Amerikan darbesinin ardından Batılı emperyalist merkezlerin yağmur gibi yağan emirleri ile hükümetlere uygulatılan kara günler başladı. Sonraki bölümde bu merkezlerin neleri istediğini, hükümetlerin de bunları nasıl yerine getirdiğini göreceğiz

KAYNAKLAR

Yıldırım Koç - Kıdem Tazminatı Hakkı / Vatan Partisi İşçi-Sendika Bürosu

Yıldırım Koç, Türkiye İşçi Sınıfı Tarihi-Osmanlı’dan 2020’ye / Kaynak Yayınları

Yusuf Can Çalışır / Ankara Üniversitesi Öğretim Görevlisi - Türk Sosyal Güvenlik Sisteminin Gelişimi

Prof Dr Ali Seyyar – Sosyal Güvenlik Sistemimizin Tarihi Gelişimi Ve Bugünkü Durumu

Nazmi Kal – Atatürk’ün Diktiği Ağaçlar

Yazarın Diğer Yazıları