Eğitimin Sefaleti ya da Yönetenlerin Sefilliği

Eğitimin Sefaleti ya da Yönetenlerin Sefilliği

Çocuklarımızın eğitimi konusunda hemen hemen hepimiz daha iyisini, daha güzelini ortaya koymak üzere çırpınırız. Anne baba, çevre ve toplumlar eğitim üzerine titrer. İyi iş, iyi beceri, mutlu gelecek oluşturmak için bilinen bilgiler dışında, çocuğun nasıl yetiştirilmesi, nasıl eğitilmesi gerektiği üzerinde arayışlar içine gireriz.

Peki, aradığımızı bulabiliyor muyuz?

Kendi adıma “hayır” diyorum. Çünkü:

-Eğitim sistemimiz öylesine belirsizliklerle doludur ki, öylesine yanıltıcıdır ki, geleceği görmek ve hakkında yargıda bulunmak çok zor. Hemen her zaman – ay ya da yıl içinde- sisteme dair çığlıklar, şikâyetler yükselir. ( Sınavlar, sınavların adaletsizliği, çözülemeyen sorular, çalınan cevaplar, çok sık değişen müfredat, dibe vuran kalite, düşük başarı, okunsa bile gelecek yaratmayan bölümler, yetersiz eğitimciler, aciz öğreticiler, çocuğu tutsak etmiş rekabet ve yarışlar,  atanamayanlar ve hak etmedikleri halde nepotist ilişkiler ağı üzerinden makam-mevki işgal edenler, hak hukuk, adalet haykıranları duymak olağan hale geldi… Yukarıdaki liste uzayıp gidebilir. Sorun listeyi uzatmakla bitmiyor.)

-Ortadoğu, Afrika ve benzeri coğrafyalarda belirsizlik ve yanıltıcılık neredeyse kader haline gelmiştir. İmam Gâzali’den beri bu böyle olmuştur. Eğitilmenin referans noktaları skolastik ve dogmatik düşünceler üzerinde kurgulanmıştır. Öyle ki eğitim,  tahminler ve kehanetlere bağlanacak kadar yararsız amaçlara bağlanmış; böylece kasıtlı ve kötü ellerde değerini bulamamıştır.

-Öylesine çarpık yapılar inşa edilmiş ki,  içine girdiğinizde ne tam simyacı, kâhinci ne falcı, müneccim ne de tam yazılımcı, veri uygulayıcı veya hücre bilimci ya da analiz yeteneğine sahip biri olabiliyorsunuz. Tam bir karmaşa… Yaratıcılıktan ve sorun çözmekten uzak bir sistemle yolunuzu bulabilir misiniz? 

-İşin garip tarafı,  ilahi güçleri ve onların istencini yorumlayanlar, her olayda olduğu gibi, eğitimde de ortaya çıkan sorunları asıl mecrasından saptırarak, anlaşılmaz uyumsuz söylemlerle oradan oraya fırlatıp atabiliyorlar. “ Cahilden zarar gelmez, eğitimli tehlikelidir.” diyen zihniyetin temsilcisi bize ne öğretebilir?  “Bilgili ve eğitimli sorgular ve bu da tahtımızı sallar.” diyen biri bize yaşamın anlamını ve özünü öğretebilir mi? Bu ve benzeri yaklaşımlar ve her gelenin keyfince, düşünce ve ideolojisine göre sil baştan şekillendirdiği, oradan oraya savurduğu bir eğitim sisteminde renkler, kültür, gözlem, anlam ve özün farkına varılabilinir mi? Belirsizlik yaratıp, daha ilk günden çocuğu topal bırakmaktan başka ne işlevi olabilir böyle bir sistemin? Burada ne yapılabilir? Doğru bile yalandan öteye geçemez.

-Çocuk yetiştirmek zordur. Bir kez yanlış bir yol seçince, onları ömür boyu uğraştırıyoruz. Bir yığın sıkıntı, zorluk ve üzüntüyle karşılaşabiliyorlar. Doğal eğilimlerini göz ardı ederek, miadı doldurmuş alışkanlıklarımızı, kurgularımızı dayatarak, köhnemiş değerlerimizi temsil edecek güce sahip olsunlar diye onları kolayca harcamak, kılıktan kılığa sokmak, yapılabilecek en büyük kötülüktür.

-Oysa eğitim-öğretim yüksek düzeyde yaşama sahip olmak için yapılır. Yorumlama, yönetme, geleceği diyalektik değerler üzerinde inşa etmek, dostluk, sevgi, barışı kazanmak için, kısacası hayatın tadına varmak için yapılır. (Gerekli not: İnsani değerler üzerinde eğitilmek yerine, sadece para, mülk, güç, iktidar vs. peşinden koşmak gibi alçakça amaçlara yönelik eğitim sistemi oluşturmak da insanlığın gelişimine tuzaktır ve hayvanları ilgilendirir.)

-Düzmece düşünce ve kurgularla sistem oluşturulamaz. Evren, galaksiler arası yolculuk, salgınlara karşı ilaç ve tedavi geliştirme gerçeklik ister ve bunun yolu pozitif dünyadan geçer. Bilimsel yaklaşım ve bilgi insanı kucaklar. Korku duymak, korkmak, zayıflık ve kararsızlığımız bile bilgiyle son bulur.

-Binlerce yıllık yaşam göstermiştir ki, gelişmenin yolu yaratıcı düşünceyle başlar. İç dünyamızı zenginleştiren, bizi donanımlı, yetenekli biri haline getiren yaratıcılıktır. Çocuklarımızın kendi yollarını çizmelerine izin vermeliyiz. Konuşsun, dinlesin, gülsün… Bağırsın, oynasın ve karşı çıksın. ( Otorite, çok zaman öğrenmek isteyene zarar verir.-ÇİÇERO-)   Kuru bilgilerle onların beyinlerine dokunmak yerine ( benzeri medreselerde yapılırdı), öğrenmenin amacının ne olduğu, bugün ve gelecek arasındaki ayrımı, boyun eğme ile özgür olmanın farkını, acının ve sevincin, utancın ve başı dik olmanın önemini bilmelidir.