Ekonomik sorunlarımızın temelinde yatan sebepler (II)

Ekonomik sorunlarımızın temelinde yatan sebepler (II)

Önceki yazımızda temel ekonomik sorunlarımızı doğuran sebeplerin neler olduğunu açıklamaya çalışıyorduk. Kaldığımız yerden devam edecek olursak; 

6. Şimdi bu madde ile ezber bozacağız! Yabancı sermayeye Türkiye’de yatırım yapması için iktidar tarafından büyük ödünler verilmesi, hem sıcak para yatırımcılarının (özellikle borsa yatırımcıları), hem de ticari-sinai yatırımcıların ülke ekonomimizde çok büyük zararlara yol açması. Pek çok sektörde sadece büyük ölçekli işletmelerin değil, orta ölçekli işletmelerimizin bile artık birer birer yabancı şirketlerin eline geçmesi. Günlük hayatımızda öylesine bir algı oluşturulmuştur ki, alınan veya alınacak olan siyaset - ekonomik – hukuk alanlarındaki her kararda yabancı sermayenin buna nasıl tepki vereceği tartışılır hale gelmiştir. İktidarlar, kendi hükümetleri döneminde yurt dışından gelen yabancı sermaye miktarıyla, ülkemizde kurulan yabancı sermayeli şirket sayısıyla övünmektedirler! Döviz açığımızı kapatabilmek için yabancı sermayeye mecbur olduğumuz algısı beyinlerimize kazınmıştır. İster sıcak para yatırımcısı olarak ifade edilen borsa ve fon yatırımcıları, isterse sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet göstermek için kurulacak işletmeler, orta ve uzun vadede ülkemizin döviz açığını kapatmak şöyle dursun, dış ticaret açığımızı yüksek faizle yurt dışından sağlayabileceğimiz borçlardan aslında çok daha büyük miktarlarda arttırmaktadırlar. Sıcak para yatırımcılarının nasıl zarar verdiklerini anlatmaya bile gerek yoktur. Yabancı Sermayeli Şirketler ilk kuruluşlarından faaliyete başlayıncaya değin evet ülkemize döviz girişi sağlarlar. Evet, işe alacakları elemanlarla istihdama katkı da sağlarlar. Evet, devletimize her yıl hem yarattıkları istihdam üzerinden, hem de faaliyet karlarından vergi vermek suretiyle gelir sağlarlar. Ancak, yatırım harcamalarını birkaç yıl içinde telafi ettikten sonra faaliyetlerini sonlandırıncaya kadar (yani sonsuza kadar!) elde edecekleri karları dövize çevirerek kendi ülkelerine geri göndermektedirler. Yabancı yatırımın matematik olarak fayda/zarar dengesinin orta ve uzun vadede çok büyük bir farkla yatırım yapılan ülke aleyhine olduğu son derece açıktır. Tüm bunlara ilave olarak, bu firmaların çok uluslu büyük firmalar olmaları nedeniyle faaliyet gösterdikleri alanda bir süre sonra yerli şirketlerimiz bunlarla rekabet edemez hale gelmekte, piyasaya ve devlete altında kalkamayacakları biçimde borçlanmakta, iflas etmekte ve kapanmak zorunda kalmaktadırlar. Bunun doğal sonucu olarak bir sürü insan da işsiz kalmaktadır. Öte yandan, yabancı sermayeli dev şirketler ürün ve hizmetlerinde ithal malları daha yaygın olarak kullanmakta, iç piyasadan temin ettikleri mal ve hizmet tedarikçilerine de kendi finansal koşullarını dayatmaktadırlar. Özetle, zengin iç pazar dinamiklerimizin artı değerleri yabancı sermayeli şirketler eliyle yurt dışına akmaktadır. Ülkemizde teknolojik alt yapısı – know how’u henüz oluşmamış malların üretimini yapacak, ülkemize teknoloji transfer edecek, her yıl devletin belirleyeceği miktarlarda ARGE yatırımı yapmayı taahhüt edecek veya ülkemizdeki şirket ve tesisini yurt dışına mal ihracatı için kuracak yabancı sermayeli şirketlerin deyim yerindeyse başımızın üstünde yeri var, ancak diğerleri için bunu söylememiz mümkün değildir.

7. Para arzının dengesiz ve aşırı bir biçimde artmasıyla birlikte vatandaşların ve küçük esnafın borçlarının da aşırı düzeyde artması, ödenebilmesi neredeyse imkansız hale gelen yüksek borç faiz ve cezaları, iktidarın plansızlığı, para trafiğinin (emisyon hacminin) TCMB tarafından doğru yönetilememesi.

8. Ülkemizde KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerin devlet tarafından çok yüksek oranda uygulanması.

9. Arsa ve toprak rantlarının devasa boyutlara ulaşması. Bina fiyatlarının ve bunun doğal sonucu olarak da bina kiralama bedellerinin aşırı yükselmesi. 

10. Köyden kente göçün, iktidar tarafından artık önlenmeye bile çalışılmaması, tam tersine iktidarlarını sürdürebilmek için bu olguyu daha da körükleyen politikalar izlemeleri. Kentlerimizin yaşanmaz hale gelmesi.

11. Enerji kaynakları oldukça sınırlı olan ülkemizde enerji tüketiminin, plansız kentleşmenin de etkisiyle oldukça savurgan ve bilinçsizce gerçekleşmesi. Bu durum, hem enerji tüketiminin, hem de enerji maliyetlerinin gereksiz yere artmasına sebep olmaktadır.

12. Üniversiteler ile sanayicilerin ortak çalışmalar yürütebilecek zeminleri bir türlü yaratamamaları, ARGE’ye ayrılan bütçelerin son derece düşük olması, yüksek teknoloji yatırımlarına girişilememesi, yurt dışına beyin göçü.

13. Son derece kötü (sistemsiz!) bir eğitim sistemine sahip bulunmamız nedeniyle her yıl milyonlarca gencimizin okullarını bitirdikleri halde ellerinden hiçbir iş gel(e)meyen işsizler olarak aramıza katılmaları.

14. Madenlerimizin verimli bir şekilde işletilememesi, madenlerimizden katma değeri yüksek ürünler elde edip satılamaması. (Özellikle, ülkemizde bol miktarda bulunan Toryum ve Bor’un verimli bir şekilde işletilememesi)

15. İktidarın desteği ve / veya göz yummasıyla, birçok sektörde piyasa oyuncusu olarak rol alan yabancı çok uluslu şirketler ile bir kısım özellikle iktidar yandaşı şirketlerin devlet hazinesini ve halkı acımasızca soyması. (Örneğin; telefon operatörleri, enerji dağıtım şirketleri, bankalar, özel sağlık kurumları, özel eğitim kurumları, vb.) 

16. Anayasal bir kurum olmasına rağmen DPT’nın son derece güdük bir devlet dairesi haline getirilmesi. Devletin tarım, sanayi, ticaret, eğitim vb. hiçbir konuda planlı hareket etmemesi, planlı ekonomi olgusunu ciddiye almaması.  

17. İktidar ve bürokrasi ile birlikte, gerçeği ifade etmek gerekirse halkımızın da hayatın hemen hemen her alanında çok büyük savurganlık içinde bulunması. Konuyu biraz daha açacak olursak; bugün neredeyse algılarımıza girilerek ihtiyaç duymaya sosyal olarak zorlandığımız çılgınlık düzeyine varan bir tüketim söz konusudur. Halkımız, satın alacak parası olmadığı halde kendisine borçlanma olanakları yaratılarak gelecekteki gelirlerini bir tür ipotek altına alma pahasına harcama yapmaya özendirilmektedir. Bu aslında bireyi köleleştirmekten başka bir şey değildir. Sistem öylesine hepimizi alıştırmıştır ki, herhangi bir bunalım döneminde örneğin cep telefonu, hususi otomobil, giysi, televizyon vb. satışlarının düşmesi ekonominin kötüye gittiğinin göstergesi olarak ifade edilmekte, bir Allahın Kulu da çıkıp “böyle dönemlerde toplumlar tasarruf ederek düzlüğe çıkarlar, bu sebeple satışların düşmesi aslında çok olumlu bir gelişmedir” demez! Sanki, hayat sadece TV, cep telefonu, giysi, araba markaları için var! Toplumun gereksiz tüketimini kısmasının tabi ki gerçek mağdurları da vardır: Bu tür işyerleri ve tesislerin çalışanları. Evet, daha önce maaş alırlardı, devlete vergi verirlerdi, işyerleri de kazançlarıyla devlete vergi verirdi, ama sonunda yapılan tüm işler, aslında algılarımızla oynanarak yaratılan, aslında gerçekte var olmayan yani suni olarak yaratılan ihtiyaçları karşılamak içindir. 

Öte yandan, yukarıda belirttiğimiz gibi DPT’ndan, başka bir deyişle bilimden ve bilgiden gereği gibi yararlanılmaması nedeniyle boşa yapılan tarımsal üretim de savurganlığın bir başka boyutunu oluşturmaktadır. 

18. Hemen hemen her alanda maliyetlerin aşırı düzeyde yükselmesi, iktidarın bilerek veya bilmeyerek maliyetlerin daha da yükselmesine yol açacak uygulamaları.

19. Önümüzdeki yakın gelecekte, ülkelerin varlıklarını sürdürebilmelerinde en stratejik sektör haline gelecek olan tarım ve hayvancılığın, İktidarın plansızlığı ve yanlış politikalarıyla ülkemizde her yönüyle gerilemesi, tarım üretiminin azalması.

Bu listeyi daha da uzatmak tabi ki mümkün. Zira, her bir maddede belirttiğimiz sebepler tek başına ya da birlikte başka sorunların da bir yandan tetikleyicisidir. Belirtmemiz gerekir ki; bu saydığımız sebeplerden tamamına yakınının ortaya çıkması bir yandan emperyalizmin ülkemize dayatmalarının, bir yandan da iktidarların sınıfsal tercihlerinin bir sonucudur. Doğal olarak çözümü de halkın ezici çoğunluğunu oluşturan emekçilerin iktidara gelmesi ve devamında ülkemizi emperyalizmin boyunduruğundan kurtarmasıyla mümkün olacaktır.