Fulbrıght efsanesi

Fulbrıght efsanesi
Ali Özarslan yazdı; Fulbrıght efsanesi

Efsane kelimesinin anlamı;

  1. Eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayalî hikâye, söylence.
  2. Gerçeğe dayanmayan, asılsız söz, hikâye vb
  3. 1. asılsız hikaye. 2. masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. - dillere düşmüş, maşhur olmuş hadise.
  4. Masal. Uydurulmuş yalan hikaye…

Fulbright ise Amerikalı senatör James William Fulbright’ın soyadından geliyor. Fulbright Efsanesi olarak adlandırılması ise genel olarak devlet yetkililerinin sesiz kalmasından kaynaklanıyor. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk 20 Temmuz 2018 yılında basın mensuplarının sorusu üzerine “…Şehir efsanesi değil, ülke efsanesidir…” şeklinde cevap vermiştir.

Senatör J.W.Fulbright ikinci dünya savaşı sonlarına doğru sunduğu bir yasa tasarısı kongre tarafından kabul edilir. Bu yasaya göre Amerika ile diğer başka ülkeler arasında eğitim komisyonlarının kurulması hedeflenmiştir. Kendisi bu komisyon hakkında “…liderliği, öğrenmeyi ve kültürler arasında anlayışı hedefleyen mütevazi, paha biçilmez hedefleri var…” şeklinde tanımlamıştır.

Ülkemizle ilgisi ve efsaneleşmesi nereden geliyor? Elbette havadan gelmiyor. “Fulbright Türkiye” resmi internet sitesinde; Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu, ya da diğer bir adıyla Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri Kültürel Mübadele Komisyonu, 1949 yılında Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan ikili anlaşma ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçen 13 Mart 1950 tarih ve 5596 sayılı kanun çerçevesinde çalışmalarına başlamıştır. Komisyonumuz, Türk ve Amerikalı üniversite mezunlarını, akademisyenleri, sanatçıları ve kamu görevlilerini eğitim, yaşam ve seyahat masraflarını kapsayan burslarla desteklemekte ve ABD’de eğitim almak isteyen Türk öğrencilere eğitim danışmanlığı hizmeti sunmaktadır. Komisyonumuz, Türk ve Amerikan halkları arasında eğitim ve kültürel değişim yoluyla ortak bir anlayış geliştirmek için kurulmuştur. Şeklinde aktarılıyor.

Sayın Ziya Selçuk’un ülke efsanesi dediği Eğitim Komisyonu gerçekten vardır ve dört Amerikalı, dört Türk yetkili yönetimi oluşturur. (Son yıllarda buı sayı değişkenlik gösterse de  katılanlar zaten Amerika yanlısı işbirlikçilerden oluşmaktadır.) Eğer bir anlaşmazlık olurda dört dört evet ve hayır çıkarsa son kararı ABD büyükelçisi verir. Ve son aşamada Komisyon doğrudan ABD dışişleri bakanlığına bağlıdır. Komisyonun giderleri ise açılan bir özel hesapta tutulur. Giderleri sözde iki ülke tarafından karşılanır. Daha çok Türkiye’nin Amerika’ya olan kredi borç ödemelerinin (faizi ile birlikte) bir kısmı bu hesaba aktarılarak karşılanır.

Resmi sitesine bakarsanız seçtikleri özel yetenekli kişilere Amerika’da burs ve sağlık imkanı vererek eğitim almaları sağlanır. Kültürel olarak Amerikan kültürünü öğrenirler. Eğitimleri bitince çeşitli ünvanlar ile Türkiye’ye geri gönderilirler. Ve devletin çeşitli kademelerinde yönetici olarak göreve başlarlar. Amerikalılarda Türkiye’de eğitim ve kültürel faaliyetlerde bulunmak üzere bu komisyondan faydalanırlar. Ülkemizde eğitilip Amerika’da çalışan önemli kişiler olmasa da.

Milli Eğitim Bakanının “efsane” açıklamasından yaklaşık bir yıl sonra 11 Mayıs 2019 yılında Prof. Dr. Salim Göhce, yaptığı bir konuşmada ise bunun bir anlaşma değil antlaşma olduğunu söyleyerek, Nisan 2019 tarihinde yapılan Fulbright Eğitim Komisyonu toplantısında 17 maddelik kararlarlar alındığını ve ülkemizin özellikle eğitimini tamamen kıskaca aldığını belirtmiştir. Ayrıca bu antlaşmanın iptal edilmediğini, bitiş süresinin olmadığını, bazı duyarlı akademisyenlerin (kendisi dahil), bununla ilgili yayınladıkları ortak bildirinin ise yayınlanmadığını söylemiştir.

Yine Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’da bu anlaşma ile beraber, Köy enstitülerinin kapanmasından bugüne eğitim sisteminin nasıl çökertildiğini çeşitli konuşmalarında ısrarla dile getirmiştir.

Cumhuriyet döneminde dünyanın en iyi eğitim sistemlerinden birine sahip olan ülkemizin eğitim sistemi Fulbrght Eğitim Komisyonu tarafından adım adım çökertilmiştir. Bir çok ders müfredattan kaldırılmıştır. Üniversitelerde İngilizce eğitim verilmesi, Üniversitelerin bölünerek başka adlarda üniversiteler oluşturulması, Dershanelerin açılması, Sınav sorularının zorlaştırılması ve ezberci eğitimin yaygınlaştırılması, müfredatın sürekli arapsaçına çevrilmesi, özel okulların açılması…. Kısaca Eğitim sisteminin alt üst oluşu bu komisyonun kararları doğrultusunda yapılmıştır.

Elbette sadece bu anlaşma değil, ABD ile yapılan bir çok ikili anlaşmalarla bir bütünü oluşturan bu Fulbrigt Eğitim komisyonu hala dipdiri işinin başındadır. Dünyada 155 ülke ile yapılan Fulbrigt Eğitim komisyonu anlaşması her nasıl oluyorsa gizlenmekte ve efsane olarak adlandırılmaktadır. Yetiştirdiği kişilerin devletimizi çeşitli kademelerde yönetmeleri yanında bu komisyonun aracılığı ile ABD casusları da ülkemizde faaliyetlerine serbestçe devam etmektedirler diye düşünmek yanlış olmaz sanırım.

Japonya’ya atom bombası atıldıktan hemen sonra ABD ile Japonya arasında savaş gemisinde yapılan ilk anlaşma üç maddeden oluşur. Maddelerden birisi Fulbright Eğitim komisyonunun kurulması ve faaliyetlerine başlamasıdır. Ve hala Japonya bu anlaşmadan nasıl kurtulacağının çaresini aramaktadır. Fulbright bursu ile okuyup yetiştirilen ve ülkeleri yöneten çok sayıda başbakan ve cumhurbaşkanı var. Ülkemizde bu komisyon bursundan yaralanan kişilerin tam listesine ulaşmak zor olsa da bazı isimler resmi internet sayfasında yayınlanmıştır. Ali Babacan, Aziz Sancar, Doğan Cüceloğlu, İsmail Tufan ve Ersin Kalaycıoğlu bunlardan bazılarıdır.

Bugün eğitim sistemimizde yaşanan kaos, aslında planlı ve programlı bir şekilde 70 yıldır yürütülen çökertme operasyonundan başka bir şey değildir. Uygulanan sistem tamda Fulbright Efsanesinin istediği şekilde yapılmakta ve devam ettirilmektedir. Ve bu anlaşma her nedense 70 yıldır hiçbir iktidar tarafından anılmadığı gibi kaldırılması da söz konusu olmamıştır. Bugünde amacına uygun olarak çalışmalarına tam gaz devam etmektedir. Prof. Dr. Salim Göhce, iki stajyer öğrencisine bu konuyu araştırma konusu olarak verdiğini, ancak öğrencilerin bu araştırmayı yarıda bıraktığını, korktuklarını, dehşete düştüklerini anlatmıştır. Milli adı verilen Savunma ve eğitim sistemimiz bu komisyon tarafından felç edilmiş, Fetö’nün yerleşmesi de bu sayede olmuştur. Sadece Fetö’nün temizlenmesi ülkemizi kurtarmadığı gibi, savunma sanayisinde elde edilen bazı başarılar bağımsızlığımızı getirmeye yetmemektedir.

Amerika ile yapılan ikili anlaşmaları da hatırlamak gerekir. 23 Şubat 1945 tarihli ve 4780 sayısı ile TBMM’de onaylanan ilk anlaşma. Sözde karşılıklı yardım anlaşması. Borç alma ve kiralama ile ilgili bir anlaşma. 2. Maddesinde “TC hükümeti, sağlamakla görevli olduğu hizmetleri, kolaylıkları ya da bilgileri ABD'ye teslim edecektir.” Ve bunların sınırı yoktur. ABD’ye hizmet sunacak bir Türkiye.

Yapılan 2. Anlaşma ise 27 Şubat 1946 tarihli ve 4882 sayısı ile TBMM’de onaylanan (Kahire anlaşması olarak bilinir) anlaşmadır. ABD’nin savaş artığı malzemelerini satın almak şartıyla ABD bize borç verecektir.

7 Mayıs 1946 borçların tasfiyesi anlaşması, 6 Aralık 1946 Kahire anlaşmasına ek anlaşma, 12 Temmuz 1947 Askeri yardım anlaşması, 27 Aralık 1949 başka bir askeri anlaşma.  23 Haziran 1954 Vergi Muafiyetleri anlaşması, 1959 İstimlak ve Müsadere garantisi anlaşması, 12 Kasım 1956 Tarım Ürünleri anlaşması (24 Eylül 1963 tarihli ve 11513 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.) 31 Mayıs 1968 tarih ve 12978 sayısı ile resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Fulbright Anlaşması da bunlardan bir tanesidir. Halen yürürlüktedir.

Anlaşmaların içeriği incelendiğinde ABD’ye açıkça imtiyaz verildiğini görmek mümkün. Türkiye’nin değil Amerika’nın haklarının korunduğu açıkça görülmektedir. 1954 yılında çıkarılan Petrol Yasasının 136. Maddesi “ Bu yasa yabancı şirketlerin izni olmadan değiştirilemez” şeklindedir.

Vergi muafiyetleri yasası ile, ABD şirketleri, vergisiz, gümrüksüz, denetimsiz, yargıdan muaf yasa üstü üstünlük kazanıyordu. Tarım anlaşması ile ABD, ülkemize 46,3 milyon dolarlık (1 dolar yaklaşık 10 TL) mısır, arpa, konserve, dondurulmuş gıda, sığır eti, don yağı ve soya yağı satacak, Ama Türkiye  ABD’ye bu ürünlerden satarsa ABD tarafından denetime tabi olacak. Ayrıca Amerika ve Türkiye, Amerikan mallarına talebi artırmak için birlikte çaba harcayacaklar.

1968 tarihli kredi anlaşması ise tam anlamıyla  ekonomik ve siyasi olarak bağımlılık anlamına geliyor. Söz gelimi şartlarından birisi şöyledir. 30,5 milyon dolarlık kredi koşullara bağlanmış ve Etibank’ın Ergani hariç tüm bakır işletmeleri, ABD’ye ait olan Karadeniz Bakır işletmeleri A.Ş.’ye devretmesini şart koşmaktadır. Ve diğer ayrıntıları Türkiye yerine getirirse ve ABD denetiminden geçerse kredi verilecektir.

Anlaşmalar bunlarla da sınırlı değildir. Çok daha fazladır. AB’ye girmek uğruna verilen taviz ve yapılan anlaşmalar da var.

Hepsinin özeti kısaca, gelişmekte olan ülkemizin savunma, sanayi, tarım ve eğitimde çökertilmesi için yapılan anlaşmalardır. Sözde serbest piyasa ve demokrasi hedefi 1945’lerde başlamış ama ne demokrasi gelişmiş, ne de serbest piyasa. Fulbright Anlaşması ise eğitimdeki çöküşün resmi adıdır.  Ancak, gerçekten milli ve devrimci bir iktidar iş başına gelmeden kurtuluş mümkün değildir.