Gıda fiyatları hal denetimi ile düşer mi?

Gıda fiyatları hal denetimi ile düşer mi?
Hükümet artan gıda fiyatlarına karşı hal denetimlerine başladı. Soğan, patates fiyatlarına karşı depo baskınlarını anımsatan hal denetimlerinin gıda fiyatları üzerinde nasıl bir etki yapacağını tarım politikaları yazarı Ali Ekber Yıldırım ve ekonomi yazarı Osman Arolat yazdı.

Gıda ve temel tüketim mallarındaki fiyat artışları vatandaşları canından bezdiriyor. Yurttaşların fiyat artışlarına tepkisi, sonunda hükümette bir etki yarattı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan fahiş fiyat artışları ile mücadele edileceğini açıkladı.

Cumhurbaşkanının enflasyonla mücadele edeceğiz beyanından sonra Ticaret Bakanlığı 10 büyükşehirdeki hallere denetim için personel göndermeye başladı. Dünya Gazetesi yazarları Ali Ekber Yıldırım ve Osman Arolat hal denetimlerinin fiyat artışlarına bir etkisi olmayacağına dikket çekti.   

Ali Ekber Yıldırım dikkat çeken yazısında şunlara yer verdi; 

"Ticaret Bakanlığı geçmişte olduğu gibi bu seferde göstermelik olarak denetimler yapacak, bir kaç market ve tüccara ceza kesecek ve sorun çözülmüş gibi yapacak. Oysa sorunun kaynağı market ve toptancı halleri değil ki. Elbette özellikle marketlerin gıda piyasasındaki egemenliği, istedikleri gibi fiyat belirlemeleri, piyasayı istedikleri gibi yönlendirmeleri, aşırı kar uygulamaları var. Bunu önlemek için yıllardır konuşulan market yasası neden çıkarılmıyor?

Hükümet, 2010 yılında Hal Yasası'nı çıkarırken fiyatların yüzde 25 düşürüleceğini iddia etmişti. Hep söylüyorum, yazıyorum; yasa çıkarmakla, denetim yapmakla fiyatları düşüremezsiniz.

Hal Yasası başta olmak üzere yıllardır çıkarılan yasalarla küçük esnaf yok edilirken, üreticiler zincir marketlerin insafına terk edilirken, zincir marketlere önemli imtiyazlar tanındı. Gıda sistemi köylere kadar giren zincir marketlere teslim edildi. Üretim değil, ithalat ve tüketimin artırılmasını destekleyen bir sistem kuruldu. Bugün köylerde üretim yapan çiftçiler bile birçok ürünü marketten, pazardan alıyor.

SORUN YANLIŞ TARIM POLİTİKASINDA

Ekonomide, tarımda uygulanan yanlış politikaların sonucu etiketlere fahiş fiyat olarak yansıyor. Tarım politikanızın odağına üretim yerine ithalatı koyarsanız, gıda sisteminizi köylere kadar giren zincir marketlere teslim ederseniz, çiftçinin üretim yapmasını engellerseniz ve gittiğiniz her ülkeden "biz sizden et alalım, tarım ürünü alalım" derseniz, dış ticaret politikanızı ithalatı destekleme eksenine oturtursanız kusura bakmayın ama fahiş fiyatları kendi ellerinizle etiketlere yazmış oluyorsunuz.

Bu sistem değiştirmeden iki memuru markete, pazara, sebze haline göndererek yapacağınız denetimle fahiş fiyatları düşüremezsiniz.

Fahiş fiyatlardan şikayet eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a Tarım ve Orman Bakanlığının yayınladığı "Tarımsal Veriler" ile ilgili şu tablolar sunuluyor mu?

Bakanlığın verileri fahiş fiyatın gerekçelerini çok net olarak ortaya koyuyor. Nedir o veriler?

GİRDİDEKİ FİYAT ARTIŞI ÜRÜN FİYATINDAKİ ARTIŞIN 3-4 KATI 

Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 2021 Temmuz ayı verilerine bakıldığında çiftçinin kullandığı en önemli girdilerden gübrede, Temmuz 2020'den Temmuz 2021'e kadar olan dönemde fiyat artışı yüzde 148,36 ile yüzde 85,92 oranında artış gösterdi. Amonyum sülfat %21 gübrenin tonu 2019 yılında ortalama 1219 lira iken, 2021 Temmuz ayında 2 bin 650 liraya yükseldi. Son bir yıllık artış yüzde 120,28. DAP gübresinin tonu aynı dönemde 2 bin 654 liradan 6 bin 60 liraya çıktı. Son bir yıldaki fiyat artışı yüzde 148,36. Üre gübresindeki bir yıllık fiyat artışı yüzde 121,58.

Bunlar, Tarım Bakanlığı’nın yayınladığı resmi veriler. Piyasada fiyat artışının bunun çok üzerinde olduğunu hepimiz biliyoruz.

Aynı dönemde yine Tarım ve Orman Bakanlığı'nın üretici fiyatlarındaki son bir yıldaki artışa bakıyoruz; buğdayda yüzde 32.89, arpada 50.79, mısırda 43.59, çeltikte 6.90, nohutta 38.0, kuru fasulyede 8.17, yeşil mercimekte 7.54, kırmızı mercimekte 58.97, pamukta 41.70,soyada 77.73, şeker pancarında 12.50, domateste 0.56, zeytinde 11.45, inek sütünde 24.42 oranında artış kaydedildi. Patateste fiyat son bir yılda yüzde 13.04, kuru soğanda yüzde 9.64, fındıkta ise üretici fiyatında yaklaşık yüzde 1 gerileme yaşandı.

Hayvancılık yapanlar için yem fiyatlarındaki artış aynı dönemde yüzde 69 ile yüzde 49.5 oranında artış gösterdi.

Bu verilere bakıldığında tarımsal girdi fiyatlarındaki artış çok yüksek. Tarımsal ürün fiyatlarındaki artış girdilere göre 3-4 kat daha düşük. Bir yandan da gümrük vergileri sıfırlanarak ithalata kapılar sonuna kadar açılıyor. Bu şartlarda tarımsal üretim sürdürülebilir mi? Etiketlerdeki fiyat artışı önlenebilir mi?

NE YAPMALI?

Özetle, yapılması gereken, üretimden başlayarak sofraya kadar olan zincirdeki sorunları bir bütün olarak ele almak ve kronik hale gelen sorunlara çözüm üretmektir. Bu sorunların en başında yüksek girdi fiyatları, çiftçinin para kazanamaması, pazarlama zincirindeki sorunlar nedeniyle ürünün tüketiciye pahallı ulaşması. Ürün kayıpları. İklim değişikliğine bağlı felaketler. İthalatın yarattığı tahribat. Üretici örgütlenmesinin yetersizliği. Bu sorunların tümünü kapsayacak bütüncül bir politikanın oluşturulması ve kararlılıkla uygulanması ile soruna çözüm bulunabilir

FİYATLARI DÜŞÜRMEK İÇİN 10 YILDA NELER YAPILDI?

Etiketlerdeki fahiş fiyatları düşürmek için birçok adım atıldı. Ama, asıl atılması gereken adımlar atılamadığı için sorun büyüyerek devam ediyor. Bugüne kadar gıda fiyatlarını düşürmek için atılan adımları kısaca hatırlayalım:

  1. Fiyatları en az yüzde 25 düşürecek diye 2010 yılında Hal Yasası çıkarıldı. Marketlere üreticiden doğrudan ürün alma yetkisi verildi. Gıda piyasası zincir marketlere teslim edildi. Fiyatlar düşmediği gibi, bugün fiyat artışının sorumlusu olarak görülen marketlere göstermelik denetimlerle fiyatları düşürmeleri isteniyor.
  2. Fiyatı artan her ürünün gümrük vergisi sıfırlanarak ithal edildi. Türkiye ithalat cenneti oldu, ama fiyatlar düşmedi. Üretim düştükçe daha çok ithalat yapıldı. Ülke ithalat sarmalına girdi
  3. Hal komisyoncularının fiyatı artırdığı, komisyonculuk kaldırılırsa fiyatın düşeceği iddia edildi. Kısa zamanda bunun da yanlış olduğu, komisyonculuk kaldırılırsa ürünü üreticiden tüketiciye ulaştırılamayacağı anlaşılınca yasa değişikliği askıya alındı.
  4. İnanılması zor, fakat: ”Hans’a ucuz ürün satacağımıza, Hasan ucuza yesin. Yani, ihracatın önünü keselim, başka ülkelere ihraç edeceğimize kendi yurttaşımıza ucuza yedirelim.” denildi. İhracatı engelleyerek gıda fiyatlarının düşürülmesi bile denendi, ama olmadı.
  5. Önceki Tarım Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba "porsiyonları küçültelim" dedi. Şimdiki Bakan Bekir Pakdemirli et fiyatının düşmesi için; “Et yemeyin ot yiyin” dedi. O da işe yaramadı. Otun fiyatı arttı.
  6. Uyuşturucu satanlara yapılan baskınlar gibi, soğan depolarına baskınlar yapıldı. Zaten depoda olması gereken soğanlara yönelik bu baskınlarla fiyat düşmediği gibi ithalat kapısı açıldı, üretim azaldı fiyat daha da arttı.
  7. Tarım ürünleri ve gıda zincirindeki her halka sırayla hedefe konuldu. Baskı ve cezalar uygulandı. Fakat sorun çözülmedi ve çözülmeyecek. Çünkü teşhis yanlış, yol ve yöntem yanlış.

AMELİYAT GEREKEN BİR OLAYA PANSUMANLA ÇÖZÜM ARAYIŞI

Dünya Gazetesinin bir diğer yazarı Osman Arolat ise hallerdeki fiyat denetimler ile ilgili "Bu tablo üretici ve tüketicilerin tatmin olmadığı, kızgınlıkların arttığı bir resmi yaratıyor. Zaptiye önlemleri ile fiyat denetimi yerine, üreticiden tüketiciye sorunların bütününün çözümünü içeren bir sistem aranmasını öneriyorum.

Doların son 2 yıldır, TL karşısında yüzde 25 oranında değer kazandığı bir ülkede, bu tekil önlemden sonuç ummak çok zor.

Hallerde fiyat denetimi, ameliyat gereken bir olayda pansumanla çözüm arayışıdır" diye yazdı.