Sağlıkta Şiddete Dur Demeliyiz...

HEKİME VE HALKA ŞİDDET DEVAM EDİYOR. NE ZAMAN UZUN İNCE YOLDAN ÇIKIP DEMOKRASİYE KAVUŞACAĞIZ? GAFİLLİK VE CEHALET NE ZAMAN BİTECEK?

Dün  gece korona ile ilgili bir yazı yazmaya hazırlanırken, hekim arkadaşların yoğun bir iletisini ister istemez okumak zorunda kaldım.

Osmaniye'de bir hekim arkadaşımıza,hemde başımıza kanunsuz bir şey geldiğinde başvuracağımız kimse tarafından yasadışı bir işlem uygulanmak istendiğini, fakat diğer hekimler ve sağlık emekçileri tarafından önlendiğini öğrendim.Bu olayı daha sonra çeşitli sosyal medya haber kanallarında,kanalın siyasi yapısına,çıkarlarına ve dünyaya bakış eksenlerine göre okudum.Halbuki doğru tekdi.Niçin farklı yorumlanıyordu.Bilinen kesim olayı basite indirgeyip gafillik,cehalet zemininde, otoritenin haklılığı ve itiraz edilmemesi yönünde yorum yapmışlardı. Üzülmemek, tepki göstermemek,sessiz kalmak doğrumuydu?Artık sözün bittiği yerde olduğumuzu görmemiz gerekir.Olay yargıya intikal ettiğinden konuyu burada kesip hasta-hekim ve sağlıkçı ilişkisine dönelim..

Bilirsiniz AŞIK VEYSEL ustamızın ünlü bir türküsü vardır. Gelin birlikte anımsayalım.

"Uzun ince bir yoldayım

Gidiyorum gündüz gece

Bilmiyorum ne haldeyim?

Gidiyorum gündüz gece"

Bilmiyoruz ne zaman ince uzun yoldan ve cehaletten eğitimle kurtulabiliriz? Mesleki atalarımızın; büyücüler, şifacılar ve din adamları olduklarını düşünürsek, HEKİMLİK ” tıp bilimi olmakla birlikte aynı zamanda sosyal bir bilimdir de." Hekim-hasta ilişkisini sosyal bilimle açıklamaya çalışıp, bu ilişkiyi cahillik ve gafillik ikilemine sıkıştırmamak gerekir.Pozitif bir bilim olan tıp bilimini metafizik bir felsefe, ya da idealist felsefe ile açıklamak,gerçeği olgularda aramamak anlamını taşır.

Bir bütün olarak toplumsal olayları, cahillik ve gafillik eksenine oturtup, yorumlamak kabul edilemez.

Her türlü şiddete(Kadına,çocuğa,hekim ve sağlıkçılara,emekçilere,doğaya ve hayvanlara..) nesnel bakmaz isek mesafe alamayız.

toplumsal olgu ve yaklaşımların öncelikle bir sınıfsal temeli vardır. Bu temel eksen çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Toplumsal olguların; ekonomik, kültür, eğitim ve sosyal yönleri vardır. Bu temel ölçütler ile değerlendirilir.

Cahillik ve gafillik; Bilimsel ve halkçı bir eğitim modeli ile yok edilebilir.

Cahilliği, gafillikten daha anlaşılır bulmak, başlı başına bir gafilliktir.

Yakın tarihimize baktığımızda, üfürükçülük, büyücülük ve şifacılık önemli bilim dışı unsurlardır.

Cumhuriyet döneminin aydınlanma hareketi ve göreceli bilimsel gelişmeler sonucunda bu bilim dışı anlayışlar toplumsal hayatımızın dışına itilmeye başlandı. Ne zaman ki bilimin yol göstericiliğinden uzaklaştık, başımıza örülmeyen çorap kalmadı.

Köy Enstitülerinin kurulması süreci büyük bir aydınlanma hamlemizi gündeme getirmişti.

Ne zaman gericilik ve dogmacılık emperyalizmin kontrolünde toplumsal hayatımıza yön vermeye başladı; İşte o zaman cehalet ve gafillik toplumun üst değerleri haline geldi.

Yönetimde ise "Halk dalkavukluğu,halkın en geri anlayışları ile uzlaşmayı gündeme getirir."

Elbette cahillikte toplumun geri ve dogmacı bir anlayışıdır.Yönetenler halkın bu yönünü hep cepte sayarak,populizmle harmanlayarak hareket etmektedir. Bu yaklaşım yöneticileri iktidar da uzun süre tutmaya yaramaktadır.

Hekim hasta ilişkisini,hastanın zorunluluk ve boyun eğmek yaklaşımı ile açıklayamayız.

Neoliberal politikalar sonucunda, sağlığı alınıp satılabilir bir meta olarak görmek, hastayı müşteri, hekimi ise patron olarak yorumlamak yanlışın en büyüğüdür..

1960’ların başından,1970’lerin ikinci yarısına kadar sürdürülen sağlıkta sosyalizasyon hamleleri, sağlıkta ciddi adımlar atmamıza yardımcı oldu. Ne yazık ki süreç uzun sürmedi. Çarpık ve yoz KAPİTALİZİM kendi içinde soruna çareler buldu. 

Sağlıkta, bilimde ve toplumsal ilişkileri yorumlama da maalesef hedefimiz belli değil ise bize kimse yardımcı olamaz. Bir dönem Beşiktaş’ta teknik direktörlük yapan Slaven Biliç, “Türkiye de temel problem bilgili olanların yetkisi yok, yetkisi olanların ise bilgisi yok” derken ne de doğru söylemiş. 

Eğitim bireylerde davranış değişikliği yapmayı amaçlar.

Doğru ve sınıf yönü ağır basan bir eğitim anlayışı, neden, niçin, nasıl sorularını sorar ve doğru yanıtlarını er geç bulur.

Böylece toplumsal ilişkileri dar, idealist bir felsefi yaklaşım ile çözmekten kurtulup,bilimsel bir yaklaşım ile gerçeğe ulaşmak mümkün olabilir. 

Mesleki tecrübe ve deneyim ne kadar fazla olursa olsun, eğer doğru ve anlaşılabilir bir yaklaşım ve anlayışınız yok ise sorunları çözmekte o denli başarısız kalırsınız. 

Geniş düşünme ve olguları doğru algılamak ancak bilimsel bir yöntem ile mümkün olabilir.

Yazımızı yine Nazım Hikmet’ten bir bölüm ile bitirelim.

Nasıl etmeli de ağlayabilmeli? Farkına bile varmadan.

Nasıl etmeli de ağlayabilmeli? Ayıpsız, aşikare, yağmur misali

Sevgilerimle…

Yazarın Diğer Yazıları