'Hırsız türleri'

Aziz Nesin kitaplarına yazdığı önsözlerden birinde, ''benim yaptığım kara mizah; memleketimin ağlanacak hallerini yazıyorum. Okurlarım da ağlanacak bu hallerimize gülüyorlar...'' demişti.

Yaşadıklarımız insanı mizahçı yapıyor gerçekten.

Bugün yaşıyor olsaydı, kim bilir neler yazardı Aziz Nesin bugünkü yaşananlarla ilgili.

Yıllarca Maliye Bakanlığı'nda bürokrat olarak çalışmış, yurt dışında da görev yapmış bir dostum var. Yaşananlar onu da mizahçı yapmış. Her gün sayfasında ağlanacak hallerimizi mizahi bir dille yazıyor.

Bugün de İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu'nun bir sözünden yola çıkarak ''hırsızlık türleri''ni yazmış.

Yazısını olduğu gibi paylaşıyorum:

''Sayın Soylu Türkiye genelinde evden hırsızlık olaylarının günde 268 den 112 ye düştüğünü söylemiş. Bu mutlu haberin ardından Necati Doğru’nun Sözcü deki yazısını okuyunca, “kambersiz düğün “ olmazdı, aldım ilhamı döktüm yazıya

Zannımca, gözleri siyah “Zoro” maskeli, eli el fenerli, sırtı çuvallı mahalle hırsızlarından bahsediyor olmalı Sayın Soylu..

Sevimlidir bu tür hırsızlar, ellerinde kocaman bir halkaya takılmış bir dizi anahtar taşırlar, gözlerine zarif bir maske takıp, el fenerinin ışığında bir eve girerler, sanırsın vals yapıyorlar.. Ne bulursa almazlar; yükte hafif pahada ağır olanı seçerler. Tv almaz mesela, yükte ağırdır. Bulursa elektrikli küçük aletleri alır, ziynet, para bulursa bonustur; ihtiyacı kadarını alır yani. Ne alsa zenginleşemez, kimi soyacağını bilmez. Hukukla başı derttedir, arkası önü yoktur, yakalanırsa ikametgahı kodesdir.

Hırsızın hası esası değildir bunlar, ihtiyaç gidermek için yaparlar, ya işsizdirler ya da çalışmayı sevmezler. Meslektir yani.

Hırsızın hası esası mı?

Direk devletin içindedir, ikametgahı siyasetgahdır; niteliklidir, tasviri baygın, görünümleri saygın ve pek bir organizedir. “Hep bir hallı Turhallı” olsalar da kendi içlerinde türlü çeşitlidir:

MÜTEVAZİ HIRSIZLAR

Makam ve mevkilerini kullanır, genellikle daha büyük hırsızlara pay karşılığı yataklık eder; öteki adı rüşvetçidir.

RESMİ HIRSIZLAR

Makam şebekesidir, birden çok koltuk kapıp haybeden maaş alır, üç beş az gelirse doksan dokuz maaşa doğru yol alır.

PAZARLAMACI HIRSIZLAR

Siyaset yöneticisidir, kendisi direk işin içindedir; yetinmez, çolu çocuğu da işin içine sokup manivela yapar. Direk kendine gelmez ganimet, “püskevit” kutularında çocuklara gelir. O kadar gelir ki, saymaya parmak yetmez makine kullanır.

Kamu malı hazırdır, milletin arazileri amadedir. “Ucuza sat, pahalı al” yöntemi pek revaçtadır; çalınan milletin malıdır, susan yine millettir. Bilhassa “kupon arazi” ballı börektir, habersiz satışı yasaktır.

GEMİCİKLİ HIRSIZLAR

Gemicik sahibidir, mal getirip götürür, sanki devlet envanterinde mevcut aktiflerdir. Sıradan ticari mal taşımaz, süpreme mal uygundur; esasında kendi var adı yoktur, gizli gelmeyi sever pahada pek bir ağırdır, ancak başı yasalarla biraz dertlidir; öyle de olsa “uzun eşşek” oynamayı sever, yasaların üstünden iyi atlar, saklanıp bekler, sonunda dolaşarak piyasaya girer.

KAYYIMCI HIRSIZLAR

Mal bulmuş mağribi gibi, el konmuş şirketleri yönetir; ballı börekli sofralara bağdaş kurup oturur. Yedikleri önünde yemedikleri arkasındadır.

İHALECİ HIRSIZLAR

Adamına göre ihale eder, yasayı evirip çevirip on yüz kere değiştirir, bir liralık ihaleyi bin liraya yapar, direk beşli muhteremlerin üzerine atar, bununla da yetinmeyip kazanç garantili satar.

Çeşidi boldur saymakla bitmez.. Amma biri var ki, fantastik; biz filmlerde olur sanırdık. Meğer hayal değil gerçekmiş, tekmil filmlere ilham olmuş:

ÇÖKMECİ HIRSIZLAR

Çökme derken, bağdaş kurup çökme, çökertme oynarken yere diz vurma değil, malın mülkün başına çöküp, yasal sahibinin elinden alma, tapuya düğüm atıp, onu çok yerinden delme, bunu yaparken tekmil devlet gücünü kullanma..

Hırsızlık “sanattır”, ince, zarif bir eylemdir; sessiz bir vals gibi ağır başlıdır. Çökme, pek hoyrattır, usül tarz dinlemez, ahlak nedir bilmez, onurdan haberi olmaz. Pek hoyrattır, dalavereye ihtiyaç duymaz, direk gidip çöker, malı mülkü kopararak alır, yasalar olmasa da, onu uygulayanlar arkasındadır. Yalnızca şahıs malı değildir çökülen, daha karlısı tekmil kamu mallarına çökmektir.

Bazen yasalar dar gelir, o zaman mafya devreye sokulur. Üzüm üzüme bakarak kararır; mafyayla fazla mesai yapanı da karartır, tez vakitte mafyalaşır.

MAFYATİK HIRSIZLAR

Söze hacet yoktur, bunlar mafyasız yapılmaz. Bu bilinci kapan siyaset, millet malını özelleştirirken mafyayı kamulaştırdı, alıp milletin önüne koydu.

An geldi mafya mı devlet, devlet mi mafya anlaşılamadı, mafyaya devlet muamelesi yapıp devletleştirdi.

Almışlar tadını bir kere, mutlu mesut çöken çökene..''

Dostum bugün yaşadıklarımızı böyle özetlemiş.

Hâl-i pür melâlimiz böyle.

Gülelim mi, ağlayalım mı, şimdi?