İtici Gücümüz SEVGİ: Öldü mü Yaşıyor mu?

İtici Gücümüz SEVGİ: Öldü mü Yaşıyor mu?

Günlük yaşamda sık sık karşılaşırız: “Her işin başı sevgi… Sevgi emektir… İnsanlar birbirlerini sevmeli,” gibi yüzlerce dilek peş peşe sıralanır ve ikide bir bu kavram üzerinde sözler duymak onu sıradan hale getiriyor.

Sevgi bilinçli bir eylem midir? Hayır.

Nedir peki?

- Sevginin tanımı yoktur ve niteliği de yönelimi de farklıdır. Ama ille de bir tanım gerekiyorsa: İlgilenme, ilgi duyma, sorumluluk, gönülden bağlı olma gibi şeyler söylenebilir. Şunu hemen belirtelim ki ilgi alanı cinsellik olan sevgi(aşk) ile bunun dışındaki etkinliklerimiz, anne-baba, çocuk, kardeş, çiçek gül, doğa, hayvan vs. sevgimizin boyutları başkadır. Birinde temel öğe zevktir; zaman içinde değerini ve ölçüsünü yitirir, diğeri ise sorumluluk ve sürekliliğini korur. Dolayısıyla her tür sevgiye  (saptırılmış cinsellik-Freud-) anlamını yüklemek suyun akışını doğal mecraından kaydırmaktır.

- Kapitalist ilişkilerde –genel olarak bireyi ezen- bütün sistemlerde toplumsallaşma, paylaşma ve yardımlaşma, kaynaşma, özgürlük gibi insani refleksler tehdit altındadır. Böyle olunca da hasta, sağlıksız, yalan sevgiler ortalığı kasıp kavuruyor… Biri ötekinin tasasını anlamaz hale gelmiştir. Kimse kimsenin acısına ortak olmuyor; ortak olur gibi görünür sadece ve her birimiz sorunlarımızla baş başa kalırız… Aşırı bireysellik, gemisini kurtaran kaptandır anlayışı içinde sevgi bulunabilir mi?

Kapitalizm ve cehalet nefesimizi kesiyor. Cehennemde sevgi var mı?

- Herkes öncelikle kendi varlığını önde tutar… Bu doğrudur, ama bizi iyi yapacak şeyin ölçüsü ve esası bu ilke üzerinde şekillenirse, piyasa ilişkilerinin ağına takılırız. Korunmak, çıkar gözetmek için yapılan iyiliğin karşılığı sevgi değildir. O kadar çok aldatıcı etken var ki hatalar, yanlışlar yalanlar, iktidarlar ve tüketim hırsı girdabındaki sevgi değerine ulaşamıyor. Bu sözcüğü dillerinden düşürmeyenler bile kimi zaman tuzağa düşebiliyorlar. Doğal olarak onu aldatan şeyleri kavrayamadığımızda, yanlış yollara saparız. Daha vahim olanı, “Yaşam sevgi üzerinde yürümüyor” diyenler de haklılık kazanıyor…

Kimdir bunlar?... Dürüst olmayanlar, tapınak bekçileri, gece hırsızları, talan çekirgeleri, yarasalar ve sevgiyi çıkarlarına paravan edenler… Tıpkı din ile aldatanlarda olduğu gibi… İnsanı nesneleştirmeyi amaç edinen her dizgede, yalan ve türevleri doruk noktadadır.

- Sevginin oluşumu zaman ve aşama ister. İlk aşama ailenin dengeli, sağlıklı yapısından geçer. Gelişmesini, büyümesini burada tamamlar. Ve bu ilk aşamada tedbirli olmak zorundayız, çünkü sevgi aynı zamanda kaprislidir. Artan ya da eksilen oranda, bütün duygularımızda olduğu gibi kişiliğimiz üzerinde etkide bulunur. Eksikliği de fazlalığı da tuhaflıklar yaratır. Başta heyecan verir, ama bir süre sonra marazi kişiliğe dönüşebilir ve zaman içinde hem kendine hem çevresine zarar verebilir. İkincisi, sevgiyi gönülden bildirmek, dostluk, barış, iyiliğin var olduğunu ve en önemlisi onu toz bulutu içinde görünmez kılacak nefret, kin, hırs, ikiyüzlülük gibi hem iktidarlar hem benzeri oluşumlara karşı koruma olacaktır. Pırıltının toz bulutu içinde kaybolmamasını hepimiz isteriz, çünkü sevgi iyileştirici güçtür. Çünkü çiçeği sevmek, aydınlık bir güne uyanmak, denizin ve gökyüzünün mavisine hayran olmak sevgi sayesindedir.

- Duygularımızın her biri ötekine ihtiyaç duyar. Bize düşen içimizi çürüten termit yıkıcıları baskılamak, aza indirgemek olacaktır. Bunun da yolu barış, hak, adalet, iyilik, yardımlaşma gibi esnek duygularımızı yükseltmek…  Çünkü sevgi sevgiyi yaratır.