Keenlemyekûn

Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü devlet ve hukuk sisteminde insanın merkeze alınması gerektiğinin Anadolu’dan ilanı gibidir. Binyıllardır bu bilgeliğe beşiklik etmiş Anadolu, bugün ise maalesef cehalete teslim olmuş durumdadır.

Bazı kelimeler tek seferde pek çok şeyi özetler. Uzun uzadıya yazarak ancak açıklayabileceğiniz bir durumu, bir olayı bir iki kelimeyle anlatmak mümkün olur. İşte yazımızın başlığında yer alan “keenlemyekûn” de bunlardan biri.

Kökeni Arapça olan bu kelime özellikle hukuk alanında yaygındır. Hukuk literatüründe hiç olmamış şey manasında kullanılır. Örneğin; sözleşmenin kurucu unsurlarında eksiklik varsa bu sözleşme "yok hükmünde" yani "keenlemyekün"dür.

Bir işlem tesis edilirken işin esasına, temeline bakmak gerekir. Hukuki temel ve esaslardan yoksun tüm iş ve işlemler hukuken yok hükmündedir, keenlemyekündür. Diğer yanıyla hukuk bir bütündür. Bu bütünün içine kanunlar, hukuki metinler kadar uygulayıcı kurum ve kuruluşlar da girer. Hukuki düzenlemeler teoride ne kadar esaslı olursa olsun uygulayıcıların duruşları ve filleri teoriye hayat verdiğinden hukukun var olup olmadığı da bu uygulayıcıların fiillerinden ortaya çıkar. Bu minvalde bakıldığında adli yıl açılış törenindeki manzara karşısında bağımsız yargı ve dahi hukuktan bahsetmek mümkün değildir.

LAİKLİK; HUKUKUN AHLAKIDIR, VİCDANIDIR…

Laiklik hukukun ahlakıdır, vicdanıdır. Laiklikten uzaklaşmış, laikliği yok sayan bir düzende hukukun ahlakından ve vicdanından bahsedilemez. Dahası hukuktan bahsedilemez. Dinler, inançlar sanıldığı gibi birleştirici ve toparlayıcı değil aksine ayrıştırıcıdır. Keza bir toplumu tek bir inanç ve din ile tarif etmek mümkün değildir. Hal böyle iken bir dini, bir mezhebi temsil eden kişinin yargı yılı açılışına katılması ve hatta dua ederek adli yıl açılışını gerçekleştirmesi karşısında hukuktan, bağımsız yargıdan, hukuk karşısında eşitlikten bahsedilemez. Adına hukuk devleti der de kanunları, adalet teşkilatını bir sınıfın, zümrenin, inancın, aidiyetin emrine verirsen yaptıkların, uyguladıkların kanun da olsa, adın binlerce kez hukuk da olsa ortada aslında hukuk yoktur. Laiklik, bağımsızlık, eşitlik gibi temel esaslara dayanmayan bir sistemin hukuk sistemi olduğu da iddia edilemez. İddia edilse bile bu iddia hukuken keenlemyekündür.

Tarihteki en önemli kanun yapıcılardan biri olan Hammurabi “ Ben zayıfları ve güçsüzleri korumak için kanun yaptım” demiştir. Milattan önce 1750 yıllarında yani günümüzden 3750 yıl önce söylenmiş bir söz. Biz 40 asır sonra bile benzer hususları konuşmak, tartışmak, yazmak zorunda kalabiliyorsak vay halimize. Hukuk bugün gerçekten de güçsüzleri mi koruyor? Yoksa kimin gücü varsa onun hukuku mu geçerli?

KANUN – HUKUK

Bir işlemin, eylemin yahut uygulamanın kanuni olması onun hukuki olması anlamına gelmez. Kanunlar yapanlara, yapan sınıflara, zümre ve yönetimlere göre yapılır, değişir ve uygulanır. Kanun; yapana hizmet eder, yapanı korur. Hukuk ise evrenseldir. Evrensel değerler ve ilkeler bütünüdür. Elbette hukuka ulaşmanın yolu ve aracı kanundur. Hukuk ve hukuki olan ideal olandır. Kanunlar hukuki oldukları, evrensel değerlerle bağdaştıkları oranda meşrudurlar.

İspanya Kralı Fernando (II. Aragonlu Ferdinand) “Kral olmasına Kralım, bunda kuşku yok ama her aklıma eseni de yapamam ya...” demiş. Kralı bile sınırlayan kurallar, değerler vardır. Kanunen var da olsa veya var sayılsa dahi yetkiyi hukuka aykırı kullanmak olmaz. Yüzyıllar binyıllar sonra geldiğimiz nokta aynı, tartışılan içerik aynı. Halen ben yaptım oldu diyenler ile her şeye rağmen hukuku ve evrensel değerleri savunanların mücadelesi devam etmekte.

Hukuk ve evrensel değerler karşısında Ali Erbaş ve dualı adli yıl açılışı başlı başına hukuksuzluk, hukuk tanımazlık örneğidir. Bu hukuk cinayetinin failleri ve azmettirenleri kral falan da değiller ama krallar yanlarında halt etmiş. Bırakalım hukuku, adamlar kanun tanımıyorlar. Varlığını anayasadan alan anayasal kurumların başındakiler ancak bu kadar pervasız olabilirler. Ali Erbaş nam zat, hukuk tanımazlıkta o kadar ileri gitmekte ki tutabilene aşk olsun. Elbette lafı söyleyen kadar söyletene de bakmalı.

Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü devlet ve hukuk sisteminde insanın merkeze alınması gerektiğinin Anadolu’dan ilanı gibidir. Binyıllardır bu bilgeliğe beşiklik etmiş Anadolu, bugün ise maalesef cehalete teslim olmuş durumdadır.

Gerçek bir hukuk devletinin esası güçlünün hukukunu değil, devlette yaşayan bütün bireylerin hukukunu yaşatan bir sistemin varlığıdır.

Ali Erbaş gibilerin dahil oldukları hukuk ise keenlemyekündür.

Yazarın Diğer Yazıları