Kendini dayatan çözüm (4)

Şimdi görev, birinci olarak; “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” yi gerçekleştirmeyi ve “arasız devrimlerle” daha da ileri gitme hedefini benimsemiş bütün devrimcileri milli devrimci bir partide örgütlemek, ikinci olarak ise Sistemin Cumhur ve Millet ittifakları dışında, Bağımsız ve Laik-Demokratik Türkiye amacında birleşen bütün güçleri, “Türkiye İttifakı” içinde toplamaktır.

İktidarı ve muhalefetiyle (Cumhur – Millet) Sistem Partilerinin çözümsüzlüğü, gerçekte Sistemin çözümsüzlüğüdür.

2020 yılında kurulan 27 Parti ve 2021 yılında da aynı hızla yeni siyasi partilerin kurulmaya devam etmesinin sadece bir açıklaması vardır:  Toplumumuz büyük bir arayış içindedir. Bu arayış sadece Partisiz olan yurttaşlar açısından değil, halihazırda mevcut partilerden birinin içinde olan veya o Partileri destekleyen yurttaşlar açısından da geçerlidir.

Arayış ve mevcut partilere olan güvensizlik, uzaklaşma; çok sayıda insanı, ‘ayrı bir Parti olarak çıktığımızda, arayışın adresi olabiliriz’ düşüncesine sevk edebilmektedir.

Arayış sadece Türkiye ile ilgili değildir. Kapitalizmin neoliberal piyasa sistemi, dünyamızın geldiği aşamada önüne gelen sorunlar karşısında çaresizdir.

Denizlerimiz ölüyor, göllerimiz kuruyor, nehirlerimiz kirleniyor, yeraltı suları tükeniyor, çölleşme yayılıyor, küresel ısınmaya bağlı olarak orman yangınları görülmemiş boyutlarda…

Covid 19 salgınının da ortaya koyduğu gibi, herşeye kâr açısından bakan kapitalist sistem, bütün bu sorunlar karşısında çaresizdir. Tam tersine insanlık düşmanı yüzü daha net olarak ortaya çıkmaktadır.

Hepsinden önemlisi kapitalizm, insanı insanın kurdu yapmıştır, insanın kendine yabancılaşması tarihte görülmedik seviyededir.

Onun için geldiğimiz aşamada çözümün sistem dışında olduğu gerçeği artık daha yakıcı bir hal almıştır. Kamu ağırlıklı halkçı devletçi sistem, bütün bu felaketlerle mücadelede biricik seçenek olmanın ötesinde bir zorunluluk haline gelmiştir.

Bugün Türkiye siyasetinde olmayan ise böyle bir seçeneğin yokluğudur.

SOSYALİST SOLDA DURUM

Günümüz Türkiye’sinde kendisini sosyalist olarak tanımlayan çok sayıda parti bulunuyor. Bu Partilerden, “sosyalist” kimliklerine rağmen varlıklarını, PKK ve onun Yasal Partisi’nin etkinliğine bağlamış olan bazılarını çıkarırsak geride gene de çok sayıda Parti ve hareket bulunmaktadır.

Ama bu Partiler, Türkiye siyasetinde kayda değer bir ağırlığa sahip değillerdir.

1970’lerde Türkiye solunda yaşanan parçalanma ve çok sayıda küçük grubun varlığı çok olumsuz bir miras bıraktı.

Kendi ördüğü duvarların içine kendini hapseden, kendi küçük dünyasında yaşamaktan memnun olan, Türkiye’nin onlardan, onların Türkiye’den haberlerinin olmadığı küçük küçük örgütlenmeler “Türkiye Solu”nun gerçekliğidir.

“Türkiye solu”, siyasetin en basit kuralının kitleler içinde güç toplamak olduğunu ve ne kadar gücünüz varsa sözünüzün o kadar “para edeceği” gerçeğini unutmuştur.

Yakın geçmişte bu konuda yaratılan kimi olumlu örnekler ise ne yazık ki değerlendirilememiş ve heba edilmiştir.

Şimdi görev, birinci olarak; “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” yi gerçekleştirmeyi ve “arasız devrimlerle” daha da ileri gitme hedefini benimsemiş bütün devrimcileri milli devrimci bir partide örgütlemek,

İkinci olarak ise Sistemin Cumhur ve Millet ittifakları dışında, Bağımsız ve Laik-Demokratik Türkiye amacında birleşen bütün güçleri, “Türkiye İttifakı” içinde toplamaktır.

MİLLİ DEVRİMCİ PARTİ

Türkiye’nin yakıcı ihtiyacı, sistem dışı seçeneği yaratmada öncü rolü oynayacak Milli Devrimci Partidir.

Bu Parti milli olacaktır. Türkiye tarihinden güç olmayan, tarihimizin en büyük devrimci atılımı olan Milli Kurtuluş Savaşımız ve Cumhuriyet Devrimimizin kazanımlarına yaslanmayan bir Partinin, Türkiye toprağında kök salması mümkün değildir.

Bu Parti, Bilimsel Sosyalist olacaktır. İdeolojik olarak net olmayan Parti, her türlü yanlışa açıktır. Cephe örgütlenmesi Parti olarak görülemez.

Türkiye’nin önündeki devrimci aşama, emperyalizmden kurtularak tam bağımsız olmak, Ortaçağ kalıntılarının kökünü kazıyarak demokratik bir ülke olmaktır.

Kısacası tarihimizden gelen adıyla söyleyecek olursak önümüzdeki görev, yarım kalan Kemalist Devrimi tamamlamaktır.

Son yüzyılın gelişmelerinin de kanıtladığı üzere, günümüzde Milli Demokratik Devrim (Kemalist devrim) mücadelesi, ancak işçi sınıfı önderliğinde ve Bilimsel Sosyalist teorinin yol göstericiliğinde tutarlı bir şekilde yürütülebilir ve başarıya ulaştırılabilir.

Bu amaçla günün öncelikli görevi, bugün değişik örgütlenmeler içinde dağılmış olan Bilimsel Sosyalist birikimi öncü partide bir araya getirerek ülke gündemine müdahale şansını elde edebilmektir.

Yazarın Diğer Yazıları