Mantardan kulelerin çöküşü

Mantardan kulelerin çöküşü
Gökhan Yalçın yazdı; Mantardan kulelerin çöküşü

25 Mayıs’tan bugüne kadar  on gündür sokaklar, caddeler her yer protesto demiyorum, isyan bayrağını çekmiş, zulme başkaldıranların ülkesi haline gelmişlerin Amerika’sından bahsetmek istiyorum. Bu kızgın isyan  bir siyah George Floyd’un, bir beyaz polis tarafından, öldürmekten  zevk duyarak, şiddetin karşılığı olarak tepki mi sanıyoruz? hayır. Bu polis şiddeti sebep değil sonuçtur. Yani  bir cümle ile özetleyecek olursak Sadi’nin bir sözü tamda  bu gerçeği ifade ediyor. “AKREBİN  SOKMASI  KİN TUTMASINDAN DEĞİL, DOĞASINDANDIR” Hiç kimse unutmasın emperyalizmin tarihi  ve özellikle Amerikan emperyalizminin tarihi, insanlığa karşı işlenen suçlar tarihidir.

Amerikan  tarihini biraz hatırlayalım; daha sonra bu olayların bir sebep değil bir sonuç olduğuna inanalım. Şunu da hatırdan çıkarmayalım, zulüm nerede olursa olsun aynıdır. Bana  1919’daki Denizli Müftüsü Ahmet Hulisi Efendi’nin Yunan saldırganlığı ve zulmü karşısında, halkı direnmeye çağırırken “hiç bir şey yapamıyorsanız yerden üç taş alın  düşmana atın veya zulme karşı  kinlenin üç defa tükürün” Bugün Amerika’da yaşananlar bu tarihsel zorbalıkların, daha sonra bu zorbaların kapitalist–emperyalist üretim sürecinde kan ve gözyaşına dönüştürmesidir.

Amerikan tarihi  bir koloniler tarihidir. 1620’lerde Avrupa’nın hapishanelerinde ki suçluların, katillerin özellikle Hollanda, Belçika ve İngiltere kökenli katillerin büyük teknelerle altın aramaya  gönderilmelerinin hikayesidir. Bu hikaye o güne kadar yer yüzünün en iyi insan topluluğu olan Amerikan yerlilerinin katledilmesi hikayesidir. Bu gemilerin en önemlilerinden bir tanesi MAYFLOWER gemisidir. Bu geminin ilk durağı Kuzey’deki  Cod  Burnu Körfezi’ne yanaşırlar. Yani keşfedilen yeni dünyanın nimetlerine sahip olmak. En fazla eşkıya İngiliz Virgin Şirketinin KARAVEL teknesi ile taşınmıştır. Bu  Mayflower gemisinin özelliği kendilerini soylu adeden 60 kişinin Amerikan yönetimine sahip olmaları. Roosevelt, Bush, Nixson, Ford ve hatta Hillary Clinton  bile bu altmış aile  içindedir. 1500’lü yıllarda  gelenlerin büyük çoğunluğu yerlilerle iletişim kuramamanın sonucu, açlıktan ve  hastalıktan  erimişlerdir. Daha sonra ki yıllarda gelenler yerlilerle iletişim kurmalarının sonucunda mısır, buğday, patates vs. gibi beslenme olanaklarını elde edip, ekip biçmeyi  öğrendikten sonra,  yerlilere Katolikliği zorla kavratmaya başlarlar. Yerliler, ellerinde ki ne varsa bunlarla paylaşır, bunlar ise onları  köle yapmak için bütün zorbalıkları acımadan yaparlar. (Cumhur Aksel ABD Anonim Şirketi  adlı eser)

Latin Amerika’nın Kesik Damarları isimli eserin  yazarı Eduardo Galeano diyor ki: “Kıtaya gelen kimliği belirsiz topluluklar, hep kazanan oldu. Hep kazananlarla, hep kaybedenler. Bizim bugün Amerika diye adlandırdığımız toprağımız, kendini hep kaybetmeye adanmış durumda. Rönesans Avrupası’nın dişlerini boğazımıza geçirmek üzere  Okyanus’a atıldıkları uzak  çağlardan bu böyle. Bizler artık Amerikalı diye adlandırılma hakkını dahi yitirdik. Oysa Mayflower göçmenleri Plymouth kıyılarında boy göstermeden  bir yüzyıl önce, yeni halklar olarak tarih sahnesine çıkmış bulunuyorduk. Bugün Amerika demek, Birleşik Devletler demektir. Bizler ne idüğü belirli olmayan  ikinci sınıf  bir Amerika’da oturmaktayız." (Bugünkü olayların  sahne arkası burasıdır)

Bir de Haluk Gerger’in  KAN TADI  isimli esere bakalım. Amerika’da altın ve gümüş madenlerinin keşfi, yerli halkın kökünün kazınması, köleleştirilmesi ve madenlerin bunların mezarı haline getirilmesi, Doğu Hint Adalarının  fethine ve yağmalanmasına  başlanması, Afrika’nın siyah derililerin ticari amaçlarla avlandığı alana çevrilmesi, kapitalist üretim döneminin pembe şafağının işaretleriydi. (Karl MARX- KAPİTAL)

Avrupa’dan kaçan suçlular veya özel olarak gönderilen eşkıyaların anlattıkları ve kendi ülkelerine gönderdikleri raporlar insanlığa her zaman derslerle dolu.” Bize havuç, pamuk topları mızrak ve daha bir sürü şeyler getirdiler. Bunları cam boncuklar ve atmaca çıngıraklarıyla değiş tokuş yaptılar. Sahip oldukları her şeyi sunuyor, değiştirmek istiyorlardı. Sağlam yapılı, güzel vücutlu ve yakışıklı yaratıklardı. Silah taşımıyor ve bilmiyorlardı. Bir kılıç gösterdiğimde, keskin kenarından tutmaya çalışıp, ellerini kestiler. İyi hizmetkar olurlardı. Sadece elli kişiyle onları kontrol altına aldık ve istediklerimizi yaptırdık. Yerliler mülkleri konusunda öğle saf özgürler ki, gözleri ile görmeyen inanamaz. Sahip olduğu bir şeyi istediğinizde hiçbir zaman hayır demezler. Tam tersine biriyle paylaşmak isterler. Bu sözler Kristof Kolomb’un not defterinde yazılı ve sonunda diyor ki: “Bu insanları, iyi uşaklar, iyi köleler yapmak lazım” Öyle de oldu. Eski Dünya’dan gelen katil sürüleri Yeni Dünya’da zorbalık ve şiddet tohumlarını ektiler. Bu Avrupa Katilleri işe yağma, talan ve katliamlarla işe başladılar. Bir gazete ilanı vereceğim. Tarih 1790, Justitia Gemisi, içinde 100  kadar sağlıklı erkek, kadın, çocuk hizmetkarlarla birlikte Leedstown Limanı’na yeni ulaşmıştır. Satışlar  2 Nisan Salı günü başlayacaktır. Bir de Benjamin Franklin’in yazdıklarına bakalım: “Kadın hizmetkarlarınızın size sadık, güçlü ve çirkin olmasına dikkat edin." Bugünkü  olayların  temelinde  bu yatmaktadır.

Daha dün Muhanmed Ali 1960 Olimpiyatlarında  altın madalyası ile  bir lokantaya gitmesiyle başlayan olaylar halen taze değil mi?  “Bu lokantaya siyahlar giremez.” Madalyasını  boynundan çıkarıp  atmasıyla  hapishaneyi boylaması bir olmadı mı? 1968 Dünyayı sarsan gençlik olaylarında  Amerikan gençlik hareketinin  ve Nobel ödüllü Martin Lüther King  haykırmaları bugünkü sokak isyanlarının  temel isteği değil mi? M.L. King  28 Ağustos 1963’teki Washington yürüyüşünde  söylediği sözler  halen kulaklarda çınlamıyor mu? 

BENİM BİR HAYALİM VAR

Benim bir hayalım var. Gün gelecek  bu ulus ayağa  kalkıp kendi inancını gerçek anlamıyla yaşayacak; şunu bir gerçek kabul ederiz ki, bütün insanlar eşit yaratılmıştır.

Benim bir hayalim var. Gün gelecek, Mississipi eyaleti bile, adaletin ve baskıların sıcağı ile  bunalıp çölleşmiş olan  o eyaleti bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek.

Benim bir hayalim var. Gün gelecek, dört küçük çocuğum ,derilerinin rengine göre değil, karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacak.

Benim bir hayalim var. Alabama eyaleti, valisinin ağzından hep müdahale etme ve izin vermeme  yönünde sözler dökülen  o eyalet, küçük siyah oğlanlarla, küçük siyah kızlar, küçük beyaz oğlanlarla, küçük beyaz kızların el ele tutuşup kardeşçe birlikte yürüdüğü bir yere dönüşecek.

Benim ülkem, senin ülken

Özgürlüğün güzel yurdu,

İşte söylüyorum sana:

Atalarımın öldüğü toprak burası,

Şehitlerin gururu olan toprak

Her bir dağın yamacından,

Özgürlük yankılanacak.

Amerikan tarihinin özü  bunlardır. Bugün Batı düşüncesinin zirve noktası sayılan Amerika Birleşik Devletlerinin  tarihi insanlıktan uzaklaşma tarihidir. Bu tarih Avrupa’nın hırsız, katillerinin oluşturduğu  koloniler tarihidir. Bu kolonilerin  acımasızca yerlilerin kanlarıyla, canlarıyla daha sonra Afrikalı yerlileri köle olarak  satıp  biriktirdikleri  mali güçlerle  kapitalist üretim ve daha sonra emperyalist aşamaya sahip olarak  insanlığa kan ve gözyaşından başka bir şey bırakmadılar. Şu tarihin  gerçeğidir. Kanla kurulan saltanatlar, mantardan kulelere benzer yıkılmaya mahkumdur. Tarih mazlumların haklı mücadelesini yazar. Zalimler her zaman tarihin karanlığındadırlar. Bugünkü George Floyd’un öldürülmesiyle çıkan olaylar bir  tarihsel olaydır. Bu olay aynı zamanda özgürlük mücadelesidir. Er geç zalimler yenilecek. Saygılarımla.

Bu yazıyı yazarken yararlandığım kaynaklar.

1-Cumhur Aksel- ABD Anonim Ortaklığı

2-Eduardo Galona- Latin Amerika’nın Kesik Damarları

3-Haluk Gerger- Kan Tadı

4-Mustafa Balbay –Bitmeyen Deniz Gezmiş