Onurunu savun!

Onurunu savun!

Bugün size dünya futbol tarihinin belki de en trajik bir  o kadar da en şanlı maçlarından birini anlatacağım. Kazanırsanız yaşama şansınız yok, hepiniz idam edileceksiniz denmesine rağmen halkı uğruna geri adım atmayan bir futbol takımının hikayesi bu.  

Konu ile ilgili en detaylı araştırmalardan birini yapan ve bu araştırmalar neticesinde ulaştığı bulguları da "Dynamo: Defending The Honour Of Kyiv" (Dinamo: Kiev'in Onurunu Savunuş) adlı kitabında futbolseverlerle paylaşan Andy Dougan'dır.

'Ölüm maçı' olarak adlandırılmaya başlanan bu karşılaşmanın propaganda etkisi, SSCB sınırlarını da aşacaktı. 1962'de Macar yönetmen Zoltan Fabri, "Ket Felido a Pokolban" (Cehennemde İki Devre) adı altında çektiği filmde söz konusu efsaneden esinlenerek Macar futbolcuların, işgalci Nazilere karşı ölümüne yaptıkları bir futbol maçını anlatacaktı. Bu film, özellikle yıllar geçtikçe kült bir yapıma dönüşecek ve II. Dünya Savaşı ile futbolu ortak bir paydada buluşturmasının da etkisiyle, en ünlü futbol filmlerinden birine dönüşecekti.

İşte bir var olma mücadelesinin futbola yansıması ve farklı tezlere rağmen ne olursa olsun sonu katliamla biten o maç...

SAVUNMA SAVAŞI

Dünya tarihinin en kanlı savaşı'nın belki de en korkunç dönemi, Nazi Almanyası'nın komşu Polonya'yı işgal etmesiyle başlayan ikinci Dünya Savaşı'nın ikinci yılı da tamamlanmış vaziyette. 

Takvim yaprakları Haziran 1941'i gösteriyor. Alman ordusu Sovyet topraklarına girmiş durumda, Nazilerin ilk hedefi Kiev şehri o tarihlerde ordu ve  halk adeta iç içe girmiş  durumda tam anlamı ile bir şehir savunması yapılıyor. Erkek, Kadın, Çocuk hepsi cepheye çağrılıyor, tabii bu şartlarda Kiev'de sosyal hayat duruyor doğal olarak.  O ortamda  elbette tüm halk gibi şehrin futbol takımı Dinamo Kiev' inde oyuncuları cephenin yolunu  tutuyor. Kiev  şehri tam iki buçuk ay boyunca Alman kuşatmasına direniyor. Tam 700 bin Rus bu savaşta, bu savunma Savaşı'nda hayatını kaybediyor, karşı tarafta ise 75bin can kaybı var, bu korkunç kaybın, bu korkunç savaşın sonunda Kiev Almanların oluyor. 

AMATÖR LİG

Tabii o kadar  büyük bir kuşatma sonrasında şehirde çok acayip bir sefalet var, enkaza dönmüş Kiev'de yaşamak gerçekten çok zor. Savaşı kaybeden binlerce Rus evlerine dönmüş vaziyette ama orta ne ev var, ne iş var, ne de aş var. Almanlar ilk olarak şehirde fırın ve eczanelerin açılmasına izin vermişti, sonraki aylarda şehre o kadar fazla işgal gücü gelmişti ki, askerlerin ihtiyaçlarının karşılanması için sırasıyla önce restoranlar ve kafeler de açılmaya başlamıştı. İşgal  altındaki Kiev işgalci askerlerin hatırına tekrardan hayata dönüyordu. 

Bu arada şehirdeki binlerce askerin canının sıkılmaması için Kiev' de birde futbol ligi kurulmuştu. 

Alman, Macar ve Romen  askerleri kendi aralarında amatör bir lig oluşturmuşlardı. Evet halk perişan haldeydi ama işgalci askerlerin keyfi gayet yerindeydi. 

CORDİC

1941 kışına girilirken şehirdeki üçüncü büyük fırın Alman kökenli bir vatandaş olan Yussuf Cordic tarafından açılmıştır. 

Zaten Nazilerin ona izin vermesinin sebebi de işte o Alman kökenleriydi fırıncı Cordic sıkı bir futbol fanatiği, aynı zamanda sağlam bir Dinamo Kiev taraftarıydı. Savaştan dönen Rusların arasında Dinamo Kiev'in ünlü oyuncusu Tyutchev olduğunu öğrenmişti bir zamanların yıldız ismi efsane oyuncusu   Tyutchev

diğer tüm Ruslar gibi işsiz şekilde sokaklardaydı. 

Tüm gün iş arayıp, akşam ekmek kuyruğunda karnını doyurmaya çalışıyordu. Fırıncı binbir uğraşla Tyutchev'i bulmuş yıldız oyuncuya fırınında iş vermişti, yerleri süpürmeyle başlayan ilişkileri zamanla dostluğa dönüşmüştü. 

Bu ikili şehre hayat verecek bir futbol takımının hayalini kurmaya başlamışlardı. Şehirde nihayetinde işgalci askerlerin kurduğu bir lig vardı amatör bir takım kurup katılabiliriz diye düşünmüşlerdi. 

TAKIM TOPLANIYOR

Harekete geçme kararı aldıklarında fırıncı Cordic maliyet hesabına girişirken, Tyutchev enkaza dönmüş şehirde hayatta kalabilen takım arkadaşlarını aramaya başlamıştı. 

İlk olarak yıkık bir evde kaçak olarak yaşayan Dinamo Kiev'in efsane sağ beki Kuzmenko'ya ulaşmışlardı , sonra onun  yardımıyla diğerlerine gidildi. 

Kısa sürede 8 tane Dinamo Kiev'li oyuncu bir araya gelmişti. Şehirde halkın arasında yeni bir futbol takımının kurulacağı  haber'i kulaktan kulağa yayılmaya başlamıştı.

Bu söylentiye, bu çağrıya Lokomotifli 3 oyuncu'da kulak vermiş ve 11 kişilik ana kadro kendiliğinden oluşmuştu. 

START FC

Dinamo Kiev şehrin lokomotif takımıydı ve savaş yüzünden kapanmıştı. Takımın peşinde binlerce taraftar vardı, bu yüzden Naziler kulübün tekrardan açılmasına asla izin vermiyordu.

İşte bu yüzden de fırıncı Cordic ve 11 futbolcu arkadaşı yeni bir kulüp kurmaya karar vermişlerdi.  

Bir  akşam oturdular, tartıştılar ve takımın adının Start olmasına karar verdiler. 

Ertesi gün Alman ordugahına gidip lig'e  katılmak için başvurularını yapmışlardı bile, bu 11 tane oyuncunun amacı elbette sadece futbol oynamak değildi, halkın üzerindeki ölü toprağını atmak  istiyorlardı, yoksa doğru düzgün ne formaları vardı, ne de kramponları zaten o şartlarda öyle bir ortamda takım kurmak çokta akıllıca bir iş değildi aslında. 

STARTI YENMEK KEYİF VERECEK

Üstelik başvurdukları lig işgal kuvvetlerinin hegemonyası altındaydı.

Kuralları, takımların  kiminle karşılaşacağını o ligden sorumlu Nazi Albayı karar veriyordu. 

Start takımı bu lige katılmak için başvuru yaptığında lig'den sorumlu Albay duruma biraz şüpheyle yaklaşmıştı. Bir Ukrayna takımının işgal kuvvetlerini yenme ihtimali, halkı galeyana getirebilirdi.

O yüzden de bu başvuruya cevap vermeden önce gizlice Start takımının antrenmanına gidip, onları gizlice  izlemeye karar verdi. Albay Start takımının ilk çalışmasını izlediğinde gördükleri karşısında oldukça rahatlamıştı.

Yırtık pırtık elbiselerle toprak saha da çıplak ayaklarıyla kramponları olmadan futbol oynayan bir grup vardı.

Hepsi çelimsiz ve zayıftı Rusları Kiev de kendi şehirlerinde de yenmek oldukça güzel olacaktı.

DİNAMO KİEV

Albay dan izin çıktı ve Start takımı ilk maçını oynamak için şehrin o yıkık dökük sahasına ulaştı, işgal kuvvetlerinin takımı orduya yazılmadan önce amatör futbol oynayan genç askerlerden oluşuyordu.

Hepsi gayet iyi besleniyordu ve hepsi  zindeydi Start'ın kadrosu ise fiziken baya güçsüz ve zayıf gözüküyordu. 

Dışardan iki takımı gören, İşgal kuvvetlerinin takımına düşünmeden bahis yapardı o derece bir fark vardı iki takımın arasında. 

Ancak Nazilerin bilmediği  çok önemli bir şey vardı. Rakip takımın iskeletini Dinamo Kiev futbol takımının oyuncuları oluşturuyordu. Zayıf'da olsalar güçsüz 'de olsalar ayaklarında krampon bile olmasa hepsi profesyonel bir futbolcuydu. 

VE MAÇ BAŞLAR

Maç başlamış Start takımı henüz 10. dakikada skoru 2-0 taşınmıştı.

Sonrası ise tam anlamıyla bir futbol ziyafetiydi. 

Karşılaşmayı izleyen askerlerin şaşkın bakışlar arasında Ruslar, işgal kuvvetlerinin takımı Rut'u 7-2 yenmişti. 

Bir Rus takımıyla başa çıkamadılar konumuna düşmek istemiyorlardı, onları yenecek bir takım oluşturmak şarttı. Almanlar  kolları sıvadı Kiev'deki ordu komutanı, merkez başkanlığı ile irtibata geçmiş, silah altında ne kadar futbolcu yetenekli adam varsa hepsini Kiev'e  getirtmişti. 

Alman havacılar  ve eli silah tutan profesyonel futbolculardan oluşan bir takım oluşturmuştu. Bu takımın adı Flakelf' di  sonunda Start'ı yenebilecek bir takım kurulmuştu. 

DİRENİŞ

Takvimler 6 Ağustos 1942'yi gösteriyordu. İşgal altındaki Kiev için tarihi bir gündü, Rusların yenilmez takımı Start'la Almanların özel olarak kurduğu Flakelf takımı o gün karşı karşıya gelecekdi. 

Maçı izlemeye binlerce Rus'un yanı sıra bir o kadar'da üst düzey Nazi subayı gelmişti.

Almanlar galibiyetten emindi bu yüzden'de bu kadar kalabalığın akın etmesine ses çıkartmamışlardı.

Oysa  hiçbir şey onların hayal ettiği gibi olmayacaktı. Start 90 dakika boyunca yine rakibine karşı Üstün oynamış Flakelf i  5-1 yenmişti. Şehirde  tam anlamıyla bayram havası vardı, halk savaşta alınan cephe de kaybedilen o sefilliğin içinde bu galibiyeti kutluyordu.

Kiev'deki direniş ruhu, yavaş yavaş ayağa kalkmaya başlamıştı. 

Artık Almanlar yenilmez olarak görünmüyordu, işin vahimi halkta ne kadar büyük coşku varsa, işgal kuvvetlerini' de o kadar büyük bir sessizlik ve moral bozukluğu oluşmuştu.

KAZANIRSANIZ ÖLÜRSÜNÜZ

Tabi Nazi almanyası bu duruma çok fazla öfkelenmişdi. Mevzu Hitler'in bile kulağına gitmişti.

Start'ı normal şekilde sahada, futbol kuralları içerisinde yenmelerinin mümkün olmadığını artık anlamışlardı. Artık işin içinde bizzat Alman ordusu komutanı vardı.

Emir büyük yerden gelmişti 3 gün sonra rövanş maçı yapılacak, Start o maçı kaybedecek denmişti. Bu bir temenni veya istek değildi. 

Tam anlamı ile bir emirdi maç tribünlerinin bir kısmı yıkılmış olan Zenit stadı'nda oynanacaktı.

Almanlar yine halkın gelmesine müsaade etmişlerdi, bu mağlubiyeti mutlaka onların da görmesi şarttı ve tabii ki Nazi Almanyası'nın üst düzey komutanları da tribündeki yerini almıştı. Maçtan hemen önce Kiev'de bulunan  ordunun ikinci adamı soyunma odasına inmiş, Start'lı oyunculara maçtan önce seronomi de Nazi selamı vermelerini emretmişti, üstelik  istekleri bununla da bitmiyordu. 

Açık bir şekilde rakip takıma yenilmelerini, ancak bunu belli etmeden yapmalarını istemişti. Başta bir iki tane gol atın ama sonrasında maçı bırakacaksınız demişti. 

Futbolcular hiç söz almadan söylenenleri  dinlemişlerdi, komutan tam soyunma odasından çıkarken kafasını çevirip, o tarihi cümleyi söylemişti. "maçı kazanırsanız hepiniz ölürsünüz" 

YA BEDENİMİZ YA RUHUMUZ

Alman komutan merdivenlerden tribüne doğru  çıkarken, soyunma odasında çok derin bir sessizlik vardı. 

Takım kaptanı Tyutchev ayağa kalkıp, önümüzde iki tane seçenek var. Kazanırsak bizi öldürecekler, kazanamazsak ruhumuzu. Karar sizin demişti. 

Start takımı oyuncuları kısa bir sessizlikten sonra bedenlerini değil, ruhlarını yaşatmaya karar vermişlerdi. 

Soyunma odasından çıkmadan önce hepsi galibiyet yemini etti futbolcular sahaya çıktıklarında, bir yandan coşku içerisinde ki tribünlere , diğer yandan da  maçın hakemine bakıyorlardı. Evet maçın hakemi Nazi Almanyası'nın bir subayı'ydı. 

Daha önceki maçlarda biraz daha tarafsız olsun diye, işgal kuvvetlerinin başka ülkelerdeki askerleri genelde hakem olurdu. Bu sefer hakem Alman'dı. Bu durum bile aslında onları  nasıl bir  maç  beklediğini anlamaya yeterdi. 

DİRENİŞE DEVAM

Santradan  hemen önce iki takım seronomi yapmak için tribünlerin önüne gelmişti, herkesin gözü Start takımındaydı. Nazi selamı verip vermeyeceklerini bütün şehir merak ediyordu, rakip takım Nazi selamı verirken, onlar ellerini havaya kaldırıp sportmence tribünleri selamlamışlardı.

Tabii halk bu durumu coşkuyla karşılarken, komutanlar emirlerinin dinlenmeyeceğini daha ilk dakikadan anlamışlardı. 

30 METRE

Almanların korkunç tekmeleriyle başladı maç.

Start'lı  oyuncular yaka paça düşürülüyor, hakem hepsine devam diyordu. Flakelf in attığı ilk gol tam anlamıyla skandaldı. Kafasına tekme gelen Start'ın kaptanı Tyutchev yere düşmüş, takım arkadaşları onun yanına koşmuştu, o sırada Almanlar boş kaleye gol atmıştı. 

Maçın ilk yarım saati tamamlandığında, Rus takımının tamamı yara, bere içindeydi. Buna rağmen ilk yarının sonlarına doğru Kuzmenko 30 metreden muhteşem bir şut çıkartmış  skoru 1-1 e taşımıştı. Almanların sertliği, futbol oyununu geri püskürtememişti. Ruslar durumu önce 2-1 sonra 3-1 yapmıştı. 

NAZİLERE SON DARBE

İkinci yarı tam anlamıyla bir sinir harbi şeklinde geçiyordu. Ruslar bir yandan tekmelerden kaçıyor, bir yandan da gol atmaya çalışıyordu. Dakikalar 70'i gösterdiğinde skor 5-3 'dü Flakelf takımı   en azından beraberlik için tüm gücüyle yüklenirken, Klimenko  topu kapmış kaleci dahil herkesi çalımlamış topu kale çizgisine kadar getirmişti. 

Gol atmak yerine gülerek topu santra'ya doğru vurmuştu. Bu durum Almanlar için adeta son darbe olmuştu. Hakemler yandan gelen talimatla maçı 15 dakika önce bitirmiş ve karşılaşma  5-3 sona ermişti. Maçın bitiminden  hemen sonra Start'lı oyuncuların kurşuna dizilmeleri düşünülmüştü, hatta birçok kaynakta   futbolcuların maçtan sonra idam edildikleri bile yazmaktadır.

Oysa olayın aslı pekte öyle değildi.

Start takımı cephede alınan mağlubiyetin intikamını sahada almıştı.

HALKIN KAHRAMANI ONLAR

Bu durum onları adeta bir halk kahramanı haline getirmişti. 

Onları maçın sonun da hemen idam etmek ciddi bir ayaklanmaya sebep olabilir di. 

O yüzden gestapo Naziler beklemeye karar vermişti. Maçtan tam 9 gün sonra Almanlar harekete geçmiş Start takımının oyuncularını sokaklardan toplamaya başlamıştı. Oyunculardan kimisine örgüt üyesi suçlaması yapılıyor, kimisi de Alman askerlerine saldırmakla suçlanıyordu hepsi farklı nedenlerle gözaltına alınmıştı. 

HALKI UĞRUNA ÖLÜMÜ SEÇENLER

İlk olarak takımın as oyunculardan Kuzmenko Alman polis tarafından nezarethaneye götürülmüştü. Suçlama yer altında gizli bir örgüte üye olduğu yönündeydi. 

Yıldız oyuncu ne yazık ki oradan çıkamadı, polis ailesine sorgulama sırasında kalp krizi geçirdiğini söylemişti.

Alman bir askeri dövdüğü iddiasıyla tutuklanan Tacevski içeriden çıkamayan ikinci oyuncuydu.

Alman polisi kaçmaya çalışırken vurmak zorunda kaldık deyip işin içinden çıkmıştı. 

Takım kaptanı Tyutchev ve son maçın kahramanlarından  Klimenko'yla Timofeyev yine saçma sapan sebeplerden göz altına alınmış, daha sonra da toplama kamplarına yollanmışlardı. 

Ne yazık ki onlarda bu korkunc kamplarda yaşanan toplu infazlarda hayatlarını kaybetmislerdi. 

O gün sahada yer alan futbolculardan sadece üç tanesi bu ölüm kapanından kurdulabilmişti Trusevich, Feodor ve Sukhrev  Start'ın hayatta kalan 3 oyuncusuydu onlara savaştan sonra,

Sovyet halk kahramanı unvanı verildi. 

FUTBOL SADECE BİR OYUN DEĞİLDİR

Bu aslında tam anlamıyla hak edilmiş bir ünvan'dı. Onlar kendi memleketinde esir düşmüş bir halkın umudu olmuş öleceklerini bile bile kendi ülkelerinin cephede yaşadığı trajedinin rövanşını sahada almışlardı. 1941 yılında da futbol Kiev de de sadece futbol değildi.