Özal–Derviş ekonomisinin sonu

Devletler ekonomi politikalarını, ellerinde bulunan üç farklı araçla yürütürler: İktisat, maliye ve para politikaları. Yani doğrudan devletin kontrolünde olan iktisadi kurumlarla ekonominin içinde bulunma, para basma tekeline sahip olma ve faiz oranlarını ekonominin ihtiyaçlarına göre belirleme, borsa ve bankaları ülke çıkarları doğrultusunda birer ekonomik aktör olarak kullanma ve döviz kurunu kontrol edebilme. 40 yıllık gelişmenin sonrasında Türkiye bütün bu araçlardan esas olarak yoksun durumdadır.

Mazot’un litre fiyatı 10 TL’yi geçti. Döviz fiyatları yıldırım hızıyla yükselmeye devam ediyor. Dolar 13 TL’nin üzerini gördü.

Tarım girdileri başta olmak üzere üretimde kullanılan ara malların önemli ölçüde ithalata bağımlı olduğu bir ülkede, döviz kurunun yükselmesi, iğneden ipliğe her şeye büyük oranlarda zan yapılması demektir.

Asgari ücretliler başta olmak üzere bütün çalışanlara yapılan zammın yüzde 10’lar civarında olacağının söylendiği bugünlerde, daha şimdiden dolar kurunda meydana gelen yüzde 30’ların üzerindeki artış, emekçiler açısından büyük bir yoksullaşma anlamına geliyor.

Başlıktaki “Özal-Derviş ekonomisinin sonu” ifadesini, “Özal-Çiller-Derviş-AKP ekonomisinin sonu” olarak da okuyabiliriz. Türkiye, tam kırk yıldır Özal’la başlayan, “Dünya piyasalarıyla bütünleşme” adı altında Cumhuriyetle yaratılan milli ekonomiyi yıkma operasyonuna sahne oldu. Özelleştirmelerle bütün kamu kuruluşları birer birer elden çıkarılarak emperyalist sermaye ve işbirlikçilerine peşkeş çekildi.

Çiller, kendi döneminde de yürütülen bu operasyonu “Son Sosyalist devleti yıktık” sözleriyle ifade etmişti.

Yapay olarak çıkarılan 2001 krizinin üzerine Türkiye’ye getirilip ekonominin başına geçirilen ABD memuru Kemal Derviş ise, “15 günde 15 yasa” dayatmasıyla milli ekonominin tasfiyesi operasyonunu tamamladı.

1995’lerden itibaren, zamanın ABD Büyükelçisi Abramovitz tarafından adım adım tezgahlanan AKP iktidarında ise Derviş’in ekonomi programı hayata geçirildi. Özelleştirmelere son hızla devam edildi.

Ve bugünkü noktaya gelindi.

EKONOMİYİ YÖNETEBİLME

Devletler ekonomi politikalarını, ellerinde bulunan üç farklı araçla yürütürler: İktisat, maliye ve para politikaları. Yani doğrudan devletin kontrolünde olan iktisadi kurumlarla ekonominin içinde bulunma, para basma tekeline sahip olma ve faiz oranlarını ekonominin ihtiyaçlarına göre belirleme, borsa ve bankaları ülke çıkarları doğrultusunda birer ekonomik aktör olarak kullanma ve döviz kurunu kontrol edebilme.

40 yıllık gelişmenin sonrasında Türkiye bütün bu araçlardan esas olarak yoksun durumdadır. Ekonomi her türlü manipülasyona, emperyalist müdahalelere, borsada oynanan oyunlara ve kur dalgalanmaları ile yapılan vurgunlara açık durumdadır.

Devleti “Nas”larla yönetmeye çalışan bir zihniyetin, bütün bu saldırılara karşı yapabileceği hiçbir şey yoktur.

ACİL TEDBİRLER

            Yapılacaklar bellidir:

  1. Ekonomide stratejik öneme sahip kuruluşlar hızla yeniden kamulaştırılmalıdır.
  2. Serbest kambiyo rejiminden derhal vazgeçilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kontrolünde olacak sabit kambiyo rejimine geçilmelidir.
  3. İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının bir uluslararası kumarhane gibi çalışmasını önleyecek tedbirler hızla alınmalıdır.
  4. Lüks ithalat yasaklanmalıdır.
  5. Türkiye’de üretilen bütün malların ithalatı yüksek gümrük vergilerine bağlanmalıdır.
  6. Milli sanayici ve çiftçi desteklenmelidir.
  7. Şam ile acilen el sıkışarak ve Suriye Silahlı Kuvvetleri ile birlikte Fırat’ın doğusundaki ABD varlığını sona erdirmek; böylece terörü temelli olarak sona erdirmek ve sonuç olarak terörle mücadeleye ayrılan kaynakları, ekonomik krizle mücadeleye ayırmak Türkiye’yi rahatlatacaktır.
  8. “Bölge Merkezli Dış Politika”yı esas alarak Türkiye, Atlantik İtitfakı’ndan çıkmalı  Asya’daki yerini almalıdır.

Vb.

ÇÖZÜM: TÜRKİYE İTTİFAKI

Ne AKP ile Cumhur İttifakı’nın ne de Millet İttifakı’nın bu programı uygulayabilmesi mümkün değildir.

Çünkü Atlantik İttifakı içinde kalınarak bu program uygulanamaz. Türkiye, tarihi bir yol ayrımına gelmiştir.

AKP, Türkiye’yi yönetebilme yeteneğini kaybetmiştir. Bütün olumsuzlukların üzerine binmiş olan tarihimizin hiçbir döneminde görülmemiş boyutlara varan yağma, vurgun, yandaşları kayırma ve ülkenin geleceğini, ulusal güvenliği tehlikeye atan uygulamalarla Türkiye’nin gidebileceği bir yol kalmadı.

Halkın önemli bir kesiminde nefret boyutuna varan tepkiler, varlığı ve geleceği AKP iktidarının sürmesine bağlı olan büyük bir toplumsal tabanın yaratılmış olması, Türkiye’nin geleceğini tehdit diyor.

Çözüm, Türkiye’nin önüne konmuş olan “çatal çıkmaz”a alternatif Üçüncü Seçeneği inşa etmektedir.

Koşullar uygundur. Ülkenin yurtsever devrimcilerinin omuzlarında tarihi bir sorumluluk vardır.

Yazarın Diğer Yazıları