Saraylar ve barınamayanlar

MADDE 42.– Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

MADDE 57.– Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler.

MADDE 65.– Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir. “

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın maddeleri. Devletin temeli olan, hukukunun ve varlığının esaslarını belirleyen, vatandaşlarının hak ve ödevlerini gösteren Anayasa. Vatandaş kadar devleti bağlayan, devletin de temel hak ve ödevlerini gösteren temel metin. Yasaların anası!

Çok ayrıntıya girmeye, hukuki terimlere boğmaya gerek kalmaksızın açık net ifadelerin geçtiği birkaç madde. Sonuçta anlaşılması gereken ortada: Bir devlet var ise hiçbir vatandaş eğitim hakkından, barınma hakkından mahrum kalmamalı, mahrum bırakılmamalı.

Uygulamaya gelince; bir tarafta sokakta kalanlar, bir tarafta saraylara sığamayanlar. Bir tarafta sosyal devlet, bir tarafta beşli çeteye mahkûm edilmiş koca ülke. Lafa gelince vatan, millet, ezan, bayrak; işe gelince öğrenci sokağa, işçi asgari ücrete, emekli açlığa talim. Sonra neymiş efendim şöyle büyüyoruz, böyle gelişiyoruz.   

Bu işler öyle hamasi söylemlerle olmaz. İtibar dediğin yaptığın, yaşadığın sarayla, sıra sıra araç konvoylarıyla, uçak filolarıyla değil sokaktaki vatandaşının durumuyla ölçülür. Sen sarayda da yaşasan ülkenin geleceği olan gençlerin sokakta kalıyor, parkta yatıyorsa senin itibarın da yerle yeksan olur.

Mahalle aralarına, apartman dairelerine üniversite adı altında ticarethaneler kurmak, hiçbir altyapısı olmayan ücra köylere içi boş, donanımsız yüksek okullar açmak, “şu kadar üniversite kurduk” diyerek bununla da övünmek seni itibarlı ve başarılı kılmaz. Kendini kandırırsın, halkı kandırdığını zannedersin.

Ve gerçeklerin huyudur, mutlaka ortaya çıkarlar. Başarı diye propaganda malzemesi yaptığın bu okullara okumak için gelen öğrenciler sokakta kalıp, parkta yattıkları gün; gerçekler tüm güçleriyle ortaya çıkar, yüzüne çarpar.

Artık bırak başarılı olmayı, temel görevlerini bile yerine getirmekten acizsindir. Sonra parkta yatan öğrencinin üzerine kolluk gücünü saldırtarak gerçekleri örtmeye, gözden kaçırmaya çalışman da nafile, mızrak çuvala sığmıyor gayrı. Sakın ola ki yapılan eylemleri de beka sorunu haline getirmeyesin, zira ülkede bir beka sorunu var ise o da kurmuş olduğunuz hırsızlık düzenidir.

Anayasal görev ve yükümlülüklerini yerine getiremeyen bir iktidarın meşruiyeti ortadan kalkmıştır. Meşru olmayan bir yönetime karşı her zemin ve koşulda mücadele etmek vatandaşların en meşru hakkıdır.

Yönetememe her alana ve kuruma yayılmış durumda. Müteahhide köprü, köprüye geçiş garantisi, öğrenciye sokak, sokağa polis, hak arayana şiddet, şiddete direnene ülkenin bekası derken ortada tek bir gerçek var; yönetemiyorsunuz! Taşıma suyla değirmen dönmez oldu. Su da bitti, taşıyan da kalmadı. Giderayak ülkeyi de halkı da felaketinize ortak ediyorsunuz. Olmadık yerlerde olmadık koşullarda üniversite açıp çaresiz kalan öğrencileri tarikatların kucağına ittiniz. Ancak kartopu çığa döndü süpürecek hepinizi.

Neresinden tutsan elinde kalıyor sistem. Bir tarafta sokakta kalmış binlerce öğrenci, diğer tarafta bin odasıyla saray, saraylar, yazlıklar, kışlıklar. Saray mukimleri değil, barınamayanlar belirleyecek tarihin akışını.

Yazarın Diğer Yazıları