Sınırsız!

Sınırsız!
Türkan Açıl yazdı; Sınırsız!

Göç dalgaları ile akın akın geliyorlar; diğer taraftan da ülkenin pırıl pırıl çocukları beyin göçüyle ülkeden gidiyor.

Biz azalıyoruz, onlar ise artıyor.

Kum saati gibi.

Ve de kimsenin kum saatini tersine çevirmeye niyeti yok.

Meclis kaçak ve yazlık saray üzerinden siyaset devşirmeye çalışırken, toplumsal muhalefet Meclis muhalefetinin önüne çoktan geçti.

Gerçek siyaset ve muhalefet hepimizin arzuladığı üzere Meclis'te halkın vekilleri eliyle yapılmalıdır ve halkın sesi olması beklenir.

Ciddi devlet yapılanmalarında bu böyledir.

Günümüz siyaset tablosunda; sesi kısılmış seçilmişler ile atanmış danışmanlar  her türlü iktidar gücünü arkasına almış rota belirliyor.

Meclisten umudunu kesen gençler hiç bulaşmamayı tercih ederek kendilerini en yakın zamanda dışarı atma telâşıyla yollar arıyor.

Bunlar kafası çalışan okumuş katma değer üretecek potansiyel gücümüz.

Yerlerini mülteciler alıyor.

Siyasi istikrarsızlık ve belirsiz rejim karşısında halk çareyi Meclis'te göremiyor..

Kendi toplumsal muhalefetini günlük itirazlarla sıralıyor!

Laiklik karşıtlığı yükseltilerek, halkı dışarıdan gelen ne olduğu belirsiz mültecilerle karşı karşıya getirme niyeti bile yüksek ihtimal. 

Gelen mülteciler bölgelerinde atılan bombalardan kaçıyorsa kadın ve çocuklar nerede?!

Elbette ilk akla gelen soru, meclis nerede?

Geçtiğimiz günlerde yapılan seçimlerde yeniden seçilen Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ülkesindeki iç karışıklıktan kaçarak diğer ülkelere giden Suriye vatandaşlarına yurtlarına dönme çağrısı yaptı. Afganistan’da ise ABD’nin 20 yıllık işgali sırasında oluşturduğu istikrarsızlığın ardından kaçmak zorunda kalması, istikrarsızlığın bir kat daha artmasına neden oldu. Sonuçta binlerce Afgan hergün yerini yurdunu terk ederek sığınmak için komşu ülkelere akın ediyor.

Kapitalist ve emperyalist ülkeler kendi çıkarları için ülkelerin sınırlarının kalktığı, ulus devletler döneminin bittiği propagandası yaparken, iç karışıklığa sürüklediği ülkelerden kaçan kişilerin kendilerine ulaşmaması için sınırlarını dikenli çitler ve duvarlarla kapatmaya devam ediyor.

Yeni dünya düzeninde ülke işgalleri sosyal hayatı revize etmekle başlar, adalet, ahlak ve yargı anlayışını çökertmekle devam eder, göçler ve sokak kaosu ile nihai hedefe ulaşılmaya çalışılır; asıl amaç demografik yapıyı değiştirmek olan teşvikli göç dalgalarının bir başka hedefi de, o ülkeye mağdur sığınmacı rolüne kamufle olmuş canlı bombalar, provokatörler ve ajanlar sızdırmaktır.

Suriyeliler Afganlar ile Türkiye'nin demografik yapısı değiştirilip, giderek bilimden sanattan uzak, bağnaz geri bırakılmış bir toplum olmaya zorlanıyor.

Peki biz kaçıncı evredeyiz?

Ortadoğu'da sınır güvenliğini sağlayamayan ülke yönetimleri ya BOP'a teslim olmuştur ya da yönetim kabiliyetini kaybetmiştir.

BOP "stratejik derinlik" istiyordu değil mi?