Sonuç odaklı sınavların sonucu; 'Sınav Bitti Eller Havaya'

Sonuç odaklı sınavların sonucu; 'Sınav Bitti Eller Havaya'
Yüz yüze eğitim başlaması ile birlikte hem öğrenci hem de velilerin hayatında eğitim yeniden önemli bir alan oluşturdu. Habe2021'den Kader Yılmaz, yakında “Sınav Bitti Eller Havaya” isimli yeni çocuk romanı raflarda yerini alacak olan Buket Çetin'le, çocukları ve çocukların eğitimini konuştu.

Çocuklara olan ilgisi öğretmenlikle başlayan Buket Çetin, bunu daha da ileri götürerek yaratıcı drama üzerine yüksek lisans yapmış, bu alanda çalışmaya devam eden ama yetmeyip üzerine basılmış 6 tane çocuk kitabı dikkat çeken bir yazar.

Yakında kitapçılarda yerini alacak olan son kitabı 'Sınav Bitti Eller Havaya'da çocukların ortaokuldan itibaren başlayan sınav maratonunda yaşadıklarını kitabın kahramanı olan öğrenci 'Bilge'nin gözünden aktarak Buket Çetin sınavlar için, "Eğitim sürecinin vazgeçilmez bir parçası olsa da sonuç odaklı değerlendirme sistemi çocuklara zarar veriyor. Bu zararda anne babaların da bakış açıları önemli yer tutuyor. Sınavların sonuç odaklı görülmesindense süreç odaklı anlayış geliştirmek, çocukların üzerindeki baskıyı hafifletecek diye düşünüyorum" diyerek ailelere uyarılarda bulunuyor.  

Haber2021'den Kader Yılmaz, Buket Çetin'le bugüne kadar yaptığı çalışmaları, eğitimi ve yeni çıkacak kitabını konuştu.

Kader Yılmaz: Sizinle çok eski bir dostluğumuz var. Röportaj deyince ilk aklıma gelen isimsiniz. Yine, yeniden ve sizinle vira bismillah demenin mutluluğunu yaşıyorum.

Başlayalım isterseniz, çok klişe olacak ama Buket Çetin kimdir?

Öncelikle size ve bu söyleşi aracılığı ile herkese, merhaba, demek istiyorum.

İlk soru için aslında uzun uzun kendimden bahsetmek isterim; ama kısaca Buket Çetin 1980 Ankara doğumlu bir öğretmen diyebiliriz.

Bir de farklı Buket Çetin var. Yaratıcı Drama dersleri veren bir Buket Çetin... Yüksek lisansınızı da bu konuda yaptınız değil mi? Yaratıcı drama ne demek? Bu konuya Buket Çetin'in ilgisi nereden geliyor?

Yaratıcı drama ile ilk olarak üniversitedeyken bir arkadaşımın dersine misafir olarak girdiğimde tanışmıştım. O zamanlar üniversitede üçüncü sınıftaydım. Girdiğim o dersten çok etkilenmiştim; ama benim ders programım dolu olduğu için o dersi seçemedim. Üniversiteden mezun olduktan sonra öğretmenliğe başladım. Öğretmenliğin bu ilk yılları çocukların dünyasını keşfetmeye çalışmakla geçti diyebilirim. Bu keşfin içinde elbette kendi çocukluk yıllarım da vardı. Olabildiğince çocuklarla bağ kurmaya çalışırken oyunların güçlü dünyası da bu bağların içinde yer aldı. Bir çocuk için en iyi öğrenme ya da güncel dildeki karşılığı ile farkındalıklar/kazanımlar oyunlar yoluyla oluyordu. Tabii bir de üniversitede öğrenciyken misafir olarak girdiğim dersin etkisi unutulmazdı. Çocuklar, oyunlar ve etkin öğrenme derken kendimi yaratıcı drama alanını iyiden iyiye araştırırken buldum. Ardından yüksek lisans ve Çağdaş Drama Derneği ile yaratıcı dramanın sihirli kapısı önümde beliriverdi.

Yaratıcı drama temelde grup çalışmalarını esas alır. Grup üyeleri ve onların yaşam deneyimlerinden yola çıkarak bir konunun, doğaçlama ve rol oynama teknikleri başta olmak üzere drama teknikleri ile derinlemesine ele alınması, canlandırılmasıdır. Tüm bu süreçler boyunca oyunun genel özelliklerinden faydalanır. Dolayısıyla biraz klişe olacak belki, ama bu tanımın ardında yatan en önemli özellik, eğlenerek öğrenmekle ilgilidir. Yani en başa dönecek olursam, çocukların dünyasına daha çok girmek, onlarla daha güçlü bağlar kurmak için oyunları keşfetmiştim. Oyunlar yoluyla da yaratıcı drama alanına girmiş oldum.

Yaratıcı dramada hedeflediğiniz nelerdi? Benim bildiğim yaratıcı drama konusunda okullarla çalışıyorsunuz. Öğrencilerin ve eğitmenlerin bu konuda ilgisi nedir? Beklentisi nedir? Sizin beklentiniz nedir?

Yaratıcı drama alanı ile hem öğretmenliğimi hem de kişisel olarak kendimi geliştirmek öncelikli hedefimdi. Birçok çocuk ve yetişkinle drama atölyeleri yürüttüm. Bulunduğumuz pandemi dönemi çoğu sanat alanına olduğu gibi yaratıcı drama alanına da olumsuz etkilerde bulundu. Şimdilerde birçok eğitmen arkadaşım gibi ben de online ya da sosyal mesafeli olarak drama nasıl gerçekleştirilir, bununla ilgili denemeler, çalışmalar yapıyorum. Tabii bir de rehber öğretmen olan Buket Çetin var. Bugünlerde okulların da tam zamanlı ve normal koşullarda açılmasıyla ben de çalıştığım okula uyum sürecindeyim diyebilirim.

Buket Çetin bir çocuk romanı yazarı... Sizi çocuk romanı alanına iten ne oldu?

Çocukluğumdan bu yana kitapların, özellikle edebi kitapların dünyası benim için hep ilgi çekiciydi. Çocukluğumda, ortaokul, lise yıllarımda kendimce öyküler, masallar yazmayı çok severdim. Yaratıcı drama ile bu ilgi daha da derinleşti diyebilirim. Çünkü yaratıcı drama ile yaptığımız yazma çalışmaları beni çok mutlu ediyordu. Ben de mutlu olduğum zamanları çoğaltıp daha çok yazmaya başladım. Önce yine öyküler, çağdaş masallar… Derken ilk roman dosyalarımı yazdım.

Romanı kurgularken sizin izlediğiniz yol nedir?

Aslında tek bir yoldan söz edemem. Bazen bir duygu, bazen bir düşünce, bazen bir haber, bazen dikkatimi çeken herhangi bir şey kurguyu başlatmama sebep olabiliyor. Ama yine de genellersem, temelde bir karakterden başlıyorum diyebilirim. Anlatmak istediğim içeriği bir karakter üzerinde kurguluyorum. Bu karakter nerede yaşar, nasıl bir çocuk, hangi oyunları sever, peki sevmedikleri neler… Bu sorular uzayıp giderken olaylar zinciri de oluşmaya başlıyor. Zihnimde oluşan bu düşünceleri mutlaka not alıyorum. Zaman içinde o notlarla kurguyu iyice belirginleştirdikten sonra da yazmaya başlıyorum. Tabii ki yazarken düşündüğüm ya da kurguladığım birçok şey değişiyor. Hatta çoğu zaman alt üst oluyor diyebilirim. Ama işin en keyifli kısmı da burada başlıyor.

Çok yaratıcı bir yazarsınız.  Sanıyorum 6 kitabınız var. Bu kadar verimli olmanızın sırrı nedir?

Öncelikle teşekkür ederim. Çocuklar için kendi ilgi alanımdan yola çıkarak iyi bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Onlarla kitaplarım aracılığıyla buluştuğumuz zamanlarda, “Yeni kitabınız ne zaman çıkacak?” ya da “Siz hep yazın, biz de okuyalım,” diyen çocuklarla karşılaşmak en büyük motivasyonum oluyor.

Bu motivasyon ile şimdiye kadar altı kitabım çıktı. Okurdan gelen yorumlar hep mutlu ediciydi. Boş zamanlarım oldukça onlar için keyifle yazmaya devam ediyorum. Şu an bu söyleşiyi yapmak bile benim için çok güzel bir duygu.

Çocuk romanı alanı çok zor bir alan; yanlışa düşme, yanlış anlaşılma gibi korkularınız oluyor mu?

Çocukları, gelişim özelliklerini ve onların dünyasını iyi tanıdığımı düşünüyorum. Bu tanıma ifadesinin içinde üniversite eğitimim, yüksek lisans eğitimim, öğretmenlik gibi faktörler var; ama bunlardan çok içimdeki çocuğa güveniyorum diyebilirim. Dolayısıyla bir çocuk neden mutlu olur, bir çocuk için olmaması gereken nedir, dikkat edilmesi gerekenler nelerdir gibi sınırların yazılarımda doğal bir akışta yer aldığını düşünüyorum.

Çocukların düşünsel, duygusal ve diğer gelişim alanlarına katkı sunmaya çalışan diğer yazar arkadaşlarım gibi elbette benim de eleştirdiğim bazı konular var. Bu eleştiriler biraz da toplumsal yapımızdan kaynaklanıyor. Genel olarak okuma kültürünün az olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bunun yanında aşırı koruyucu aile özellikleri çocukların okuma kültürünü de olumsuz yönde etkiliyor. Bence asıl üzerinde durulması gerekenler bunlar diye düşünüyorum.

Hayal gücünüz çok geniş. Bunu neye borçlusunuz?

Bu soruyu düşünürken yüzümde bir gülümseme oluştu. Sanırım cevaplaması zor bir soru. Benim için hayal etmek, hayallerden yola çıkarak oyunlar üretmek ve yazmak hep kolay oldu. Bende durum böyle olunca çoğu zaman herkeste de böyle olacağını düşündüm; ama çevremde, “ben yazmak istiyorum, yazamıyorum, sen nasıl yapıyorsun” gibi sorularla karşılaştıkça durumun düşündüğüm gibi olmadığını anladım.

Bir süredir yaratıcılık, hayal dünyası üzerine araştırmalar yapıyorum. Fırsat buldukça öğrendiklerimi merak edenlerle paylaşmaya çalışıyorum. Şimdiye kadar öğrendiklerimden kısaca diyebilirim ki, yaratıcılık aslında herkeste var. Doğuştan gelen özellikler bir yana, yaşam içinde insan, yaratıcılığını kullanmak için bazı fırsatlarla karşılaşıyor. Eğer kendi içinde bir şeyleri üretmeye dönük bir istek varsa, bu isteğe inanıyorsa ve onu ortaya çıkarmak için uğraşıyorsa hayaller için çaba gösteriyor demek. Hayallerini ve yaratıcılığını kullanmayı biliyor demek.

Siz bir öğretmensiniz. Çocukların okuyacağı kitapların seçimi konusunda veliler ve eğitimciler nasıl bir yol izlemeli?

Bu soruya kısa bir cevap vermek çok zor. Çocuklar için seçilecek kitapların özellikleri çok geniş. Bu genişliği etkileyen temel konulardan birisi yine okuma kültürüyle ilgili. Çocuk için küçük yaşlardan, hatta bebeklikten itibaren okuma alışkanlıklarına dönük faaliyetlerin olması gerekiyor. Aile içinde bir okuma kültürünün oluşmuş olması gerekiyor. Bunların oluştuğunu düşünerek soruya dönecek olursak, öncelikli olanın çocukların içinde bulundukları yaş dönemi olduğunu söyleyebilirim. Çocuğun yaşına uygun kitaplar seçilmeli. Bu seçim yapılırken tabii ki çocuğun düşünceleri, istekleri de alınmalı. Onun ne tür kitaplara ilgi duyduğu unutulmamalı.

Tabii bunların yanında nitelikli çocuk kitaplarının içinde bulunması gereken bazı özellikler var. İyi bir Türkçe ile yazılmış olması bunların başında geliyor. Kitapta ırkçı, nefret, kin içeren ifadelerin olmaması, cinsiyetçi öğelerin olmaması, şiddet duyguları uyandırmaması, çocuğun düş gücünü geliştirecek özelliklerde olması gerekiyor. Çocuğu merkeze alan, onun keyifle okuyacağı, yaşama bağlılığını geliştirecek, problemlere ve sorunlara bakış açısını geliştirecek kitaplar olması önemli.

Son olarak, yeni çıkacak romanınızdan bahsedebilir misiniz?

Yakında “Sınav Bitti Eller Havaya” isimli romanım çıkacak. Biliyorsunuz sınavlar küçük yaşlardan itibaren çocukların yaşamında yer alıyor. Öyle ki hepimiz çocukluktan başlayarak sınavlarla büyüdük. Önceleri üniversite giriş sınavı dillerden düşmeyen bir dönemi ifade ederken, artık ortaokuldan itibaren çocuklar, pek çok sınavlara giriyor. Eğitim sürecinin vazgeçilmez bir parçası olsa da sonuç odaklı değerlendirme sistemi çocuklara zarar veriyor. Bu zararda anne babaların da bakış açıları önemli yer tutuyor. Sınavların sonuç odaklı görülmesindense süreç odaklı anlayış geliştirmek, çocukların üzerindeki baskıyı hafifletecek diye düşünüyorum.

“Sınav Bitti Eller Havaya” kitabı biraz bu düşüncelerden de beslendi.  Kendi içinde “birincilik ve en önde olma” isteği geliştiren Bilge isimli bir karakterle ilgili. Bilge hırslı bir karakter; ama öbür yandan da iç sesi, sağduyusu güçlü bir karakter.  Yaşantısındaki birincilik tutkusuna hırslı da olsa mizahi bir yaklaşımı var. Kitabın başında birinci olmak onun için vazgeçilmez bir hedefken, roman boyunca yaşadıklarıyla bu bakış açısı değişiyor. Birincilik ya da başarılı olmak kadar başka önemli yönleri de keşfediyor. Tüm bu keşif dönemleri boyunca ona eşlik eden arkadaşları ve başından geçen mizahi olaylar var.