Suriye’de atılacak adım ve AKP

Suriye’de atılacak adım ve AKP

24 Kasım 2014 tarihinde, Hatay-Suriye sınırında bir Rus uçağının düşürülmesi, 12 yıldır Türkiye’yi yönetmekte olan AKP-FETÖ-PKK Koalisyonu’nun izlediği dış politikanın vardığı en uç noktayı gösteriyordu.

Sonra işler tersine döndü. Bir yanda ABD, Bölgeye ve Türkiye’ye ilişkin planlarını uygulayabilmek için AKP’yi yeterli görmedi ve FETÖ’nün tek başına iktidar olması için harekete geçmişti. Öte yandan Rusya, düşen uçağının intikamını alacağını söyleyerek Türkiye’nin, altı ay boyunca Suriye sınırında uçak uçuramadığı fiili bir durum yarattı. Rusya ile yaşanan kriz, Erdoğan’ın Moskova’ya özür mektubu göndermesiyle çözüldü.

Fakat Amerika’nın AKP yerine FETÖ iktidarını istemesi daha ciddi bir tehlikeydi. Ve AKP’nin o güne kadar izlediği politikayla bu tehdidi göğüslemesi söz konusu değildi. “Can korkusu” AKP’ye, o güne kadar aklından bile geçirmediği adımları attırdı. ABD tehdidini göğüsleyebilmek için Rusya ve İran ile Astana sürecini başlattı. Bölgede dengeler değişti. Suriye ile zımni anlaşma yapıldı. Türkiye’nin 2. İsrail koridorunu kesmesine karşılık, Suriye Halep’te ve Fırat’ın doğusu hariç ülkenin geri kalanında kontrolü sağladı.

Astana süreci, ABD’nin her türlü faaliyetine açık ve zor durumda olan Türkiye’yi, avantajlarını ve olanaklarını kullanmasını sağlayarak “bölgesel aktör” haline getirdi. Türkiye gibi bir ülkeyi yönetme ehliyetine sahip olmayan ve yüzyıllar öncesinde kalmış olan “AKP aklı”, bu gelişmeyi kendi dış politika mahareti olarak değerlendirdi. AKP’nin son üç yıllık dış politikasını özetlemek gerekirse; ABD karşı Rusya’yı, Rusya’ya karşı ABD’yi kullanabileceğini zanneden “kahvehane politikacılığı” aklı veya büyük devletler arasında denge politikası olarak özetleyebileceğimiz “Yeni Abdülhamitçi akıl”dır söz konusu olan...

Üç yılın sonunda bu politika artık tam bir çıkmaza saplanmıştır. Bir yıla yakın zamandır Antalya körfezine çekilmiş olan araştırma gemileri, Ege’de Yunanistan tarafından işgal edilmiş olan ondan fazla ada gerçeği, İdlip’te terör örgütlerine koruyuculuk yapmak, mezhepçi yaklaşımların saplantı haline getirdiği Esat düşmanlığı, Karadeniz’deki NATO varlığı ve ABD’ye göz kırpmak uğruna izlenen akıl almaz Kırım politikası; dış politikada yaşanan çıkmazı ifade ediyor.

Astana süreci ile güçlenen Türkiye, bu dış politika anlayışı ile bugün bölgede yalnızlaşmış, dostlarının ve komşularının kuşku ile baktıkları bir ülke haline gelmiştir.

Bu durum sürdürülemez.

Nasıl ki 2015 yılında AKP, mecburiyetler sonucunda aklından bile geçirmediği adımları atmak durumunda kaldı, şimdi de benzer adımların atılması beklenebilir. Önümüzdeki haftalar içinde İdlip’ten çekilmenin gerçekleşmesi sürpriz olmayacaktır.

Ama bütün bu adımlar, AKP’nin genlerinden kaynaklanan sorunların çözüleceği anlamına gelmiyor.

Mezhepçi yaklaşımlarla 2021’in dünyasına bakan akıl, gerçeği ve Türkiye’nin çıkarlarının nerede olduğunu göremez.

Siyasetin, toplumsal ilişkilerin, yargının, eğitimin şer’i esaslara uygun olması gerektiğini açık açık söyleyen bir zihniyet, Atatürk gibi büyük bir 20. Yüzyıl devrimcisinin önderliğinde Cumhuriyet Devrimini yaşamış ve 21. Yüzyılın “Bölgesel Birlikler Dünyası”nda Türkiye’yi yönetemez!

Haber2021'den...