Taktikler ve ittifaklar

Taktikler ve ittifaklar
Cem Kızılçeç yazdı; Taktikler ve ittifaklar, Yıldırım Koç’un yazısının büyük değeri

Yıldırım Koç’un “Anti-emperyalist olmak yetmez, gerici olmayacaksın” yazısı dünya sosyalist akımı ve sosyalist partilerin ittifak taktiklerini anlamak açısından bugün çok değerli anlamı olan bir yazıdır. Birçok arkadaşımızın uzun bir dönemden beri kafasını meşgul eden soruları aydınlatmaya katkıda bulunacak bir yazıdır.

Ayrıca bu yazıda alıntı verilen kaynaklar gerçekçidir, Lenin teorik ve taktik meselelerde dünya sosyalist akımının en değerli önderlerindendir.  Onun hatalı “sol” sosyalist görüşleri eleştirdiği bir yazı onun taktik konusunda ne kadar bilimsel düşündüğünü gözler önüne sermektedir, aktaralım:   Bizden daha güçlü olan bir düşmanı, ancak en son düzeye varan bir kuvvet ve çaba göstermek sonucunda yenilebiliriz ve düşmanlar arasındaki en küçük „yarılmayı“ ayrı ayrı ülkeler burjuvazileri arasında----her ülkenin kendi içindeki burjuvazzinin çeşitli grupları arasında en küçük çıkar çelişmelerinden ve aynı zamanda geçiçi bir müttefik de olsa belirli özel koşulların varlığına dahi bağlı olsa  --ve bu grup sallantılı dahi olsa --- pek o kadar sağlam ve güvenilir olmasa da ---en küçük fırsatı en büyük bir özen ve uyanıklıkla en ustaca kullandığımız takdirde yenebiliriz. Sayıca bizden daha güçlü bir müttefiki kendi tarafımıza kazanmak için de aynı şeyi yapmak gerekir. Bu gerçeği anlamayan ne Marksizmin ne de bilimsel sosyalizmin zerresini anlamamıştır.

DOLAYLI MÜTTFEFİK VEYA DOLAYLI YEDEK GÜÇLER 

Sosyalist partiler taktiklerde ustalaşmalıdır, hatta Lenin’e göre bir partinin gerçek anlamda sosyalist olmasını belirleyen şey onun programından ziyade benimsediği taktiği veya taktik planıdır, şöyle yazar "Devrimci ve sosyalizm yandaşı ya da genel olarak komünist olmak yetmez..., Verili bir anda, tüm zinciri elde tutmayı ve bir sonraki halkaya güvenle geçmeyi hazırlamak için tüm güçle kavran­ması gereken spesifik halkayı doğru bulmasını bilmek gerekir.“  

Mahir Çayan da önemli bir siyasi eserinde devrimde dolaylı müttefikler ve doğrudan müttefikler ayrımı yapmıştı. (Kesintisiz Devrim). Dolaylı müttefik tanımı bizimle aslında uzlaşmaz karşıtlık içinde olan bir siyasi akımın belirli bir dönem içinde bizim düşman gördüğümüz bir güç ile arasında şu veya bu derecede belirli bir çelişmesi olan  aynı düşmana karşı mücadele ettiği için nesnel olarak bize yardımcı olan bir siyasi güçtür. Bu güçler bile halk tarafından zorlandıklarında veya bizim dikkate değer bir güce ulaştığımızı gördüklerinde bizimle geçici ittifaklar kurmak isteyebilirler. Örneğin, ÇKP ile işbirlikçi büyük burjuvazinin bir bölümünün kumandası altında olan Kuomingtang arasındaki Japonya’ya karşı Ulusal Birleşik Cephe, veya Sovyetler Birliği ile Batılı emperyalist güçler arasında kurulan Dünya Anti-Faşist Birleşik Cephe bu tür ittifaklardır. Bu ittifaklar içinde daima bizimle onlar arasında keskin uzlaşmaz çelişmeler bulunur ve zaman zaman bu çelişmeler çok ciddi çatışmalara yol açar. Bu ittifakları kurmak çok zor olmasına karşın doğru ele alındıklarında getirdikleri yararlar çok değerlidir.      

DOLAYSIZ İTTİFAKLARIN FARKI  

Dolaysız ittifaklar, dolaylı ittifaklardan farklıdır, bu ittifak çabamızda kazanmayı hedef aldığımız güçler aslında bizim düşman güçler olarak tanımladığımız güçlerle çelişmeleri olan ve nesnel çıkarları devrimin ilerlemesinden yana olan güçlerdir. Bunların öznel dünyası bize karşı düşmanca olabilir dolayısıyla bize karşı fırsat buldukça saldırmak isterler. Bu nedenle daima tetikte olmak ve tedbiri elden bırakmamak gerekir.

İşte Yıldırım Koç’un yazısında geçen Lenin’in yaptığı tartışma ve görüşler dünya sosyalist akımı ve onun bileşeni olan ulusal sosyalist partilerin kendi dışlarındaki ulusal, demokratik ve devrimci akımları müttefik olarak kazanmaya çalışırken izlenecek taktiği aydınlatmaktadır. Bunları da kazanmak ve bu akımlarla ittifaklar kurup sürdürmek de aslında kolay bir iş değildir. Çünkü, bu siyasi partiler devrimi desteklemelerine karşın, farklı sınıf çıkarlarını temsil ettikleri için, bizi tecrit etmek isteyebilirler ve ulusal demokratik, devrimci mücadeleyi tekelleri altına almak isteyebilirler. Lenin’in o görüşleri yazdığı günlerden bu yana sosyalist akımın taktik alanda deneyim hazinesi çok daha genişlemiştir. Lenin emperyalizmin çok güçlü olduğu  ve Doğu’da ona karşı güçlerin görece zayıf olduğu o günlerde Doğu ülkelerinde emperyalizmle uzlaşma yanlısı olan, uzlaşmalar yoluyla küçük kazanımlar elde ederek ilerleme düşüncesine sahip olan reformist burjuva karakterli bir akımın olduğunu düşünüyordu. Emperyalist güçler Doğu’daki ulusal demokratik devrimci akımlara karşı bu reformist burjuva nitelikli akımı destekliyor ve bu yolla diğerlerini köşeye sıkıştırmak istiyordu. Bu nedenle Lenin’in öncelikli uyarısı bu reformist burjuva akımlar ile devrimci akımlar arasındaki ayrımı doğru yapmak gerektiği uyarısı olmuştur.  

LENİN'İN DOLAYSIZ İTTİFAKLAR İÇİN İKİNCİ UYARISI

Lenin’e göre biz güçlü düşmana karşı daima müttefikler kazanmalıydık, fakat bu ittifaklar bizim işçi ve köylü yığınları içindeki çalışmamızın gerçek anlamda kısıtlanmasına yol açmamalıydı. Dolayısıyla kendi dışımızdaki devrimci güçleri desteklemek ve onları daha devrimci tutumlara çekmek için mücadele ederken, onlarla bizim aramızdaki en temel çelişme bizim çalışmalarımızı  kısıtlayamayacakları koşulları sağlamak için mücadele etmek olmalıydı. Görüldüğü gibi bu müttefik kazanma çalışması da durağan bir şey değildir. Büyük siyasi sanat ve ustalık ister. Çünkü, bu güç devrimci ama bizim işçiler içinde çalışmamızı engelliyor deyip, devrimci bir güce karşı düşmanca davranamayız. Onunla aramızdaki bu sorunu aşmak için esas olarak kendi öz gücümüze güvenmeli, kendi mücadele yeteneklerimizi genişletmeli ve devrimci müttefikleri bize karşı izledikleri bazı taktiklerden adım adım vazgeçmeye zorlamalıyız.

TALİBAN DOLAYLI MÜTTEFİK Mİ?  TALİBAN İKTİDARININ ULUSLARARASI ETKİSİ

Aslında genellikle bugün sosyalist mahallede yapılan tartışma, Taliban’ın iktidara gelişinin uluslararası etkisi üzerine yapılan tartışmadır. Bir görüş Taliban’ın iktidara gelişini emperyalizmin savaş ve hegemonyacılık çıkmazını sergilediği için olumlu görmekte, diğer bir görüş bu yeni gelişmenin Afganistan içi olumsuz etkisine ve siyasal islamın bölge ülkeleri açısından olumsuz etkilerine dikkat çekmektedir. Hatta bu gelişmenin dünyadaki siyasi islam partilerini güçlendirmesi olasılığına dikkat çekmektedirler. Hatta Türkiye’deki sosyalist mahallede AKP ile Taliban’ın görüşlerini aynı kefeye koyan uçuk görüşler bile söz konusudur. Bu tartışma 2021 Haber sayfalarına da yansımıştır. Bana göre 2021 asıl dikkati savaş ve hegemonyacılığın çıkmazına vererek bu olayın dünya çapındaki etkilerini göstermek istedi.

Bugün dünyada Lenin döneminde olduğu gibi sosyalist partileri tek merkezden yöneten, sıkı bir siyasi ve örgütsel disipline sahip Komünist Enternasyonal gibi bir yapı yok. Bundan dolayı sosyalist partiler kendi değerlendirmelerine göre Taliban’ı değerlendiriyorlar ve tutumlar belirliyorlar. Aynı şekilde, bugün  Afganistan içindeki sosyalist partilerin de belirli bir merkezden talimat alma durumu yok. Türkiye’den veya başka bir ülkeden Afgan sosyalist partilerine ders ve talimat verme konumunda olduğumuzu düşünmek bile dünya sosyalist partileri arasındaki ilişkileri olumsuz bir sürece sokabilecek hatalı bir yaklaşım olur. Deng Xiaoping’in ilk defa ortaya koyduğu yaklaşım şu olmuştu: Geçmişte yaptığımız hatalıydı, kimseye ders veremeyiz, bir ülkenin sornlarının çözümünü en iyi o ülkenin sosyalist Partileri bilir.“ Tabii ki yeterli araştırmamız varsa, kendi değerlendirmemizi yapabiliriz, Afgan sosyalist partileri eğer görüşlerimize değer veriyorlarsa bizim görüşlerimizi sorup bizden düşüncemizi sorup öğrenmek isteyebilirler. Bize göre, Afgan sosyalistlerini aynen geçmişte olduğu gibi zor günler beklemektedir, dün ile bugün arasındaki en temel olumlu fark bu ülke içinde bir barış, düzen ve istikrar umudunun doğması ve hedefin tekleşmesidir. Şimdi halk dikkatini Taliban’a çevirecek ve onun mevcut durumu iyileştirmesini bekleyecektir. Halk Amerikan emperyalizminin ve onun işbirlikçi güçlerinin kendi sorunlarına bir çözüm getiremeyeceğini daha iyi görmeye başlayacaktır. Eğer sosyalist partiler Taliban’ın neyi ne ölçüde değiştirebileceği konusunda doğru tahminler üretebildiği takdirde, halkın devrimci taleplerine başarılı bir şekilde önderlik edeceklerdir.

Biz Türkiye’nin sosyalistleri açısından dünya çapında bakarak, eğer emperyalizmin Afganistan’da ciddi bir yara aldığına inanıyorsak, Taliban’ın şu anda bu ülkedeki sosyalistlere ve anti-emperyalist güçlere tutumu olumsuz da olsa uluslararası alanda olumlu bir rol oynadığını ve dünya çapında emperyalizme ve hegemonyacılığa karşı verilen mücadeleye dolaylı bir destek verdiğini rahatlıklar söyleyebiliriz.  Yıldırım Koç'un açtığı bu tartışma sosyalist partiler için ittifaklar meselesini derinleştirmek açısından yararlı olmuştur.