Turizmde ne durumdayız?

Turizmde ne durumdayız?

Bacasız fabrika adı verilen turizm sektörünü, turizm sezonunun sonuna yaklaştığımız bu günlerde beraber değerlendirelim...

Turizm dediğimiz zaman sadece deniz-kumsal olarak düşünmeyelim. Tarih, sağlık, termal, dağcılık, kış sporları, oberj, golf, inanç, kongre, yat turizmi de karşımıza çıkar. Ülkemiz tüm bu dallarda her türlü olanaklara sahip bir ülke. Kongre ve kış sporları dışında kalanların ayıralım, diğer turizm dalları yaz dönemi ağırlık olmak üzere, yılın 9 aylık sürecini kapsar. Kongre turizmleri ise, kişilerin tatilde olabileceği düşünülerek, yazın pek uygulanmaz. Bir de ülkemizin penceresinden bakarak değerlendirelim...

Turizmden kazanç elde edilmesi konusunda, İspanya, Fransa, İtalya, Japonya, Çin hatta Tayland gibi ülkeler bizim önümüzde. Önce şartların benzediği, birbiri ile komşu olan Akdeniz ülkelerine bakalım... İtalya’dan bir örnek vererek başlamak isterim. Dünyadaki tarihi tiyatrolar demi amfi (semi amfi) ve amfi tiyatrolar olmak üzere 2 çeşittir. Demi amfi tiyatrolar, yarım daire şeklinde olur ve tarihin eski uygarlıklarında Asya-Avrupa-Afrika’da karşımıza çıkar. Amfi tiyatro ise daire şeklinde olup; Roma ve Side’den başka hiçbir yerde yoktur. Akdeniz iklimi olarak İspanya ve Fransa ile de benzerlik yaşarız ama bizim tarihimiz daha önceki döneme dayanır. Japonya kilometrekare olarak Türkiye’den daha az ve sürekli sallanan bir bölgedir. Misafirperverlik konusunda 2 ülke dünya genelinde farklıdır diyebiliriz. Çin en büyük kale olan Çin Seddine sahiptir ama Diyarbakır da en uzun surları olan 2. büyük kaledir. Kaç kişi Diyarbakır’ı bilir? Ama Çin’i herkes bilir. Tayland senelerce koloniler tarafından yönetilen, kendisini tanıtmada bizden çok daha başarılı Uzakdoğu ülkesi...
Farkındalıklarımızdan başka örnek de kış turizmden... Dünyada kayak yapmak için uygun olan, kartopu yapılamayan kar 2 noktada vardır. Alpler ve Sarıkamış... Sanırım Alpler’i bilmeyen yok. Zaten kayak müsabakaların çoğu orada yapılır. 1990 yılında turizm öğretmenimle Öğretmenler Evi’nde babamın Sarıkamış’a tayin çıktığını söyleyince, yanımıza bir bey yaklaştı ve müsaade alarak şöyle dedi: ‘Gözünüz aydın. Yabancılar karın farklılığını tespit ettiler ve bir otel açılacak. Bu kartı alın ve selamımı söyleyin’ Otelin tamamlanışını görev süremiz içinde olmadı ama acı olan, yabancılar o bölgeyi fark ettikten sonra, bizlerin o bölgeye kış turizmi için yatırım yapmamızdı. Yunanistan ile Ege sahilindeki tarih çok benzeşir, biz kilometrekare olarak da fazlayız ama Yunanistan daha çok tanınır. Yaz ve kış turizminden sonra, bir de kültür turizminden örnek vererek, konumuza geçelim... Kültür turizminde en önemli noktalardan birisi Kapadokya’dır. Nevşehir merkez olmak üzere, Kırşehir, Aksaray, Kayseri, Niğde illerinden belirli bölgeleri içine alır. Güzel atlar şehri denen bölgedir. Yeryüzü oluşurken, çok noktadan kraterler patladı ve etrafa yayıldı. Bu kraterlerden çıkan lavların, rüzgarın ve yağmurun etkisi ile tüf şeklinde birleşmesi sonucu oluşan peribacaları... Dünyanın birçok noktasında küçük küçük peri bacaları vardır. Kapadokya’nın farkı, Erciyes, Hasandağ ve Güllüdağ’ın patlaması ve bu bölge arasında kalan alan,  dünyada en çok peri bacalarının olduğu ve 1985 yılında Unesco korumasına giren bölgedir. Peki biz dünyaya gerçekten bu tanıtımlarımızı yapabiliyor muyuz? Mısır Piramitleri en eski abideler derken, Göbeklitepe ile dünya tarihinin tekrar yazıldığını sanırım bilmeyen yoktur!

Ülkemizin tanıtımı konusu için ne diyebiliriz? Tanıtım konusunda başarılı olduğumuzu hiç sanmıyorum. Bir Yunanistan gibi ülkeye gelen turistlere, bir de ülkemize bakalım... Akdeniz’de ülkesi olan İtalya, İspanya, Fransa’ya bakalım; bir de kendimize. Aynı, Ege, aynı Akdeniz bizde de var; bir de daha uzun bir tarih! Başka ülkelerde olmayan, Side, Kapadokya, Sarıkamış gibi noktalar... Daha ucuza çalışan personel de var; daha genç nüfus da... Japonya’nın, Çin’in bizden fazla artıları mı var? Tayland’a ne demeli? Bizden daha fazla turizm geliri elde ediyor? Tarih, nüfus, kilometrekare, merkezi nokta gibi her türlü konuda üstün iken, Tayland’dan sonraki sırada olmak sizi düşündürmüyor mu?

Turizmdeki eğitime bakalım... Ülkemizde ilk kez 1961 yılında açılan Ankara Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi, ülkemizdeki turizmin lokomotifi olmuştu. 1987’e kadar yurt dışında da staj yapan öğrenciler sonra, hazırlık sınıfının gelişi ve okul biter bitmez 5 yıldızlı otellere yerleşen öğrenciler... Sonra 4 aylık kurslar açıldı ve 4 yıllık öğrenciler ile 4 aylık kursiyerler aynı kategoriye alındı. 2018’de okulun yıkımından sonra, içinde uygulama dersleri için yapılmış mutfak, servis, resepsiyon, kat hizmetleri odalarının olmadığı bir okula taşınıp; teorik derslerle yetinen öğrenci yetiştirme metodu... Birçok yüksekokul ve orta öğretim kısmında özel turizm okulları. Neden eskisi gibi kamuya ait meslek lisesinde her şeyi öğrenip, yüksekokulu ile taçlandırarak profesyonel olunmasına artık destek olunmuyor? Nerede eski turizm meslek liseleri? Neden turizmcilerin çok geniş bir ağı sadece sezonluk dönemde, hatta bazıları garantisiz işte çalışıyor? Oysa önceki otellere lokomotif olması için kurulan Turizm Bankası’nın TURBAN tesisleri, otelcilik okulları ile taçlandırılmış ve günümüzde olmayan o tesisler de, turizmin kalkınmasına öncü olmuşlardı. Fakat sistem içinde onlarda yolsuzlukların kurbanı olup satıldı.

Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Güvenli Turizm Sertifikası ile yurt dışına karşı güçlü bir duruş olmuştu! Çok başarılı bir çalışma idi. Peki ya devamı... İngiltere, Fransa bize en çok turist gönderen ülkelerin içinde... Ülkemizi kırmızı kategoriye aldılar. Burada en büyük sorun ülkemizde uygulanan politikalar ve bazı kişilerin vurdumduymazlığı... Yabancı basın mı bizi farklı anlatıyor, yoksa biz mi ülkemiz için acentalara gerekli bilgilendirmeleri yeterince yapamıyoruz? Koronadan dolayı parametrelerde tekrar yükseliş oluyor ama bunun benzeri diğer ülkelerde de görünüyor. Turistlere karşı uygulanacak ekstra hizmetleri de onlara tepside sunamaz mıyız? Alınan turizm tedbirlerini, korumada titizliği biraz daha mı anlatmalıydık? Yabancı turistler gelmezse sadece iç turizm var deniliyor ama iç turizmdeki kişi, yurt dışından gelenden kişiden fazla ödüyor. Nasıl oluyor? Bir taraftan yüksek fiyat, diğer taraf doluluk oranı çelişmiyor mu? Tekrar turizm penceresine dönelim! Oteller en güzel şekilde düzenlenmiş olabilir; açılışta da önemler belki harikaydı; devamlılığı geldi mi? Bize turistik noktalarda alınan önlemler, çalışan personelin durumu gibi konularda yeterli miydi; yoksa ucuza personel çalıştırmak için tercihler değişip; kaliteyi mi düşürdük?

Dünya geneline bakınca Türklerin çok geniş bir millet olduğu görülür ama farklı ülkelere gittiğini zaman İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Yunanca, Rusya anlatımlar vardır. Avrupa’da İngiltere, İskoçya, Fransa, İsviçre gibi noktalarda bunlara şahit olan bir kişi olarak söylüyorum. Örneğin İskoçya denen ülkenin 3 tane şehri var. Edinburgh’da aynı anda 4 güzergâh üzerinde otobüsler hareket eder. Küçücük alanda, birçok kez farklı turlar karşılaşırlar. En eski sağlam yapısı, 1814 yılına dayanan Katedral! İngiltere’de hayatın başlangıcının 1. yy Keltler ile ilk ayak basış ve asıl tarihi 5.yy ile Anglosakson (Anglus ve Sakson halkları) ile başlar. Bizim ülkemizde ise, M.Ö 10.000 yılına kadar olan 12.000 yıllık tarih var. Tabi bu şimdilik tespit edilen! İngiltere’de 10 ay yağmur yağar, 2 ay hava açar; onların yazı, ülkemizde mayıs; eylül ayı misali... Onlara göre ne güzel bir havadır; o hava! Birçok ülkede de tam tersine de kar yağmaz ki; kayak yapılabilsin... Almanya, Avusturya, Fransa, İtalya, Macaristan, Çekoslovakya, İsviçre, İspanya, Yunanistan, Japonya gibi ülkelerde termal turizm için olanaklar çok güzel değerlendirilmiş ve oldukça başarılıdır. Ülkemizde ise termal turizm sadece iç turizm için geçerlidir.

Türkiye’ye gelen turistlerin büyük bir kısmı önce İstanbul’a gelip; direkt aktarma veya konaklamadan sonra farklı bir ile geçer. Tarihi yarımada denilen Cevizlibağ-Beşiktaş arasındaki bölge, City Windows Travel’ın Hop On-Hop Off adı verilen otobüsler ile gezilir. Ama onu bile bizler düzenleyemedik; yabancılar işletiyor.
Deniz turizmi konusunda çalışmalar yapılmaya çalışılsa da, oberj turizmi,  yat turizmi, termal turizm gibi çalışmalara sizce ne kadar dokunuldu? Oberj turizm dediğimiz dağ evlerinde konaklamalar yok denilecek seviyede... Oysa günümüzde korona yaşanırken, en çok tercih edilen turizm türü değil mi? 1.5 yıllık korona sürecinde, bu turizm türüne destek için eğilim ne kadar oldu?
Bir de inanç turizminden bakarsak, dünyada en geniş kitle Hristiyanlar... Hristiyanların en kutsal 1. yeri Kudüs, 2. yeri ise Efes’deki Meryem Ana değil mi? Katoliklerin merkezi Vatikan, Ortadoksların merkezi İstanbul Fatih değil mi? 
Korona başka bir neden! Doğal ortamda yaşayan Caretta’ların öldürülmediği, denize girilen noktalara giderlerin verilmediği, müsilajların olmadığı, ülkemizin propaganda kısmını oluşturan sektörün başarılı olduğu, eğitimin öneminin anlaşıldığı yani dünyaya tanıtımımızın iyi yapıldığı bir Türkiye’nin ağırlığı, inanın koronadan daha fazla!
Bacasız sanayinin olduğu turizm sektöründe, turizmcilerin milli gelirin artmasına daha fazla katkıda bulunması için, Turizm Bakanlığı başta olmak üzere, bakanlıklar bu konuda çalışmaya hazır mı? Dünyanın ortasında vaha gibi olan ülkemizi gerçekten önce kendimiz fark edebiliyor, sonra dünyaya sunabiliyor muyuz?