Türkiye’nin en büyük “mecburiyeti”

Geçmiş yıllarda; Suriye’deki rejimi yıkmak için bütün olanaklarını seferber eden kimi Arap ülkelerinin bile, şimdi Şam’a büyükelçilerini göndermek gibi bir hazırlık içindelerken; Türkiye’nin, İsrail ve ABD ile birlikte Suriye düşmanı politikada ısrar etmesi; sadece ve sadece bu iktidarın nerede durduğunu gösteriyor. Ve o “durulan yer”; son olarak iki polisimizin şehadetinin de gösterdiği üzere Türkiye’nin en hayati çıkarlarına karşıdır.

Fırat Kalkanı harekât bölgesinde Türk konvoyuna terör örgütü mensuplarınca düzenlenen güdümlü füze saldırısında iki özel harekât polisimizin şehit olması deyim yerindeyse bardağı taşıran son damladır.

“Güdümlü füze”nin terör örgütünün eline nasıl geçtiği belli. Neredeyse birkaç günde Irak’tan Suriye’ye geçirilen silah yüklü TIR konvoylarını kimin yolladığı belli.

AKP iktidarı ise, ABD’nin bu açık düşman faaliyetine, “Bu da müttefikliğe sığar mı?” serzenişlerinin ötesinde bir tepki göstermiyor.

Dikkat edilirse ABD’nin Fırat’ın doğusunda terör örgütünü bir düzenli orduya dönüştürme yönündeki ısrarlı faaliyeti, iktidarın izlediği politika sonucu öylesine kanıksandı ki artık haber bile olmuyor.

Her yıl düzenli olarak ABD Kongresi tarafından onaylanan PKK’ya yüzmilyonlarca dolarlık bütçe, geçen yıl karara bağlanmış olan toplam 60 bin kadar terör örgütü mensubunun maaşa bağlanması, Fırat’ın doğusundaki petrol kuyularının ABD’nin teknik desteği ile işletilmesi ve geliriyle terör örgütünün finanse edilmesi vb. vb.

Bütün bunlar olup biterken hatırlanacağı üzere Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD gezisi öncesinde verilen mesajlar; ilişkilerin daha da geliştirilmesi, gasp edilen F-35’ler üzerinden yeni işbirliği olanaklarının değerlendirilmesi, “stratejik müttefikimiz” ile çeşitli konularda ileriye dönük yeni anlaşmalar yapılması umudunu taşıyordu.

Bu yaklaşımın, Türkiye’ye yönelik saldırıları cesaretlendirmek dışında başka bir sonucu olabilir miydi?

YANLIŞTA ISRAR

Açıklıkla belirtelim: Fırat kalkanı bölgesinde iki polisimizin şehit düşmesi bu politikanın sonucudur. Tetiği çeken eller Türkiye düşmanıdır. Onlar düşmanlıklarının gereğini yapıyorlar.

Önemli olan ve her bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının bilince çıkarması gereken gerçek; iktidar sahiplerinin, Türkiye düşmanlarının hain emelleri doğrultusunda eylem yapabilmeleri için gerekli ortamı sağlayan politikada neden ısrar ettiğidir.

Türkiye, bugüne kadar, AKP’nin Suriye politikasının büyük zararlarını gördü.

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Suriye’nin meşru iktidarını yıkmak amacıyla başlatılan kanlı iç savaşta üstlenilen rol, bugün Türkiye’nin sırtına yıkılmış olan milyonlarca mültecinin yol açtığı ve açacağı sorunlar; ABD’nin kuracağı Yeni Dünya düzeninde bölgesel aktör olmayı hedef olarak benimseyen sözümona  “stratejik derinlik” politikası ve yaşanan bütün gelişmelerin ardından mezhepçi saplantıların sonucu olarak hala inatla sürdürülen Esat düşmanlığı… Bütün bunlar, bugüne kadar Türkiye’ye, hem can kaybı hem de ekonomik olarak çok büyük maliyetlere yol açtı.

Ama AKP iktidarı, üstelik Astana Süreci gibi olumlu sonuçları olan bir gelişmenin sonrasında bile gerekli dersleri çıkarmış değildir.

Geçmiş yıllarda; Suriye’deki rejimi yıkmak için bütün olanaklarını seferber eden kimi Arap ülkelerinin bile, şimdi Şam’a büyükelçilerini göndermek gibi bir hazırlık içindelerken; Türkiye’nin, İsrail ve ABD ile birlikte Suriye düşmanı politikada ısrar etmesi; sadece ve sadece bu iktidarın nerede durduğunu gösteriyor.

Ve o “durulan yer”; son olarak iki polisimizin şehadetinin de gösterdiği üzere Türkiye’nin en hayati çıkarlarına karşıdır.

Dışişleri Bakanı’nın geçenlerde Suriye içinde hiçbir karşılığı olmayan bir takım terör örgütü mensuplarını, Suriye’nin sözde meşru Hükümet ve Meclis sorumluları olarak kabul etmesi ve bunu bütün dünyaya ilan etmesi; birinci olarak AKP’nin yaşanan bunca acı gelişmenin sonrasında bile tutumunda hiçbir değişiklik yapmadığını, İkinci olarak Suriye’de gerek dinci gerekse etnik terörün devam etmesinde pay sahibi olmaya devam ettiğini, üçüncü olarak ise böyle bir politik duruşu olan bir iktidarın Türkiye’yi yönetemeyeceğinin kanıtıdır.

NE YAPILMALI?

Fırat Kalkanı harekât bölgesinde gerçekleşen son saldırı üzerine Türkiye’nin izlemesi gereken politika üç adımda özetlenebilir.

  1. Ankara derhal Şam ile el sıkışarak ilk olarak İdlip bölgesinin Suriye’nin meşru Hükümeti tarafından  kontrol etmesini sağlamalı, sonrasında ise Fırat’ın batısında şu anda Türk Ordusu tarafından kontrol edilen bölgeler Suriye’ye devredilmelidir..
  2. İncirlik üssüne derhal el konulmalı, buradaki ABD askeri varlığı sona erdirilmelidir.
  3. Türk Ordusu ve Suriye Silahlı Kuvvetleri birlikte Fırat’ın doğusuna operasyon yaparak buradaki PKK varlığı bitirilmelidir.

AKP, ya bu adımları vakit geçirmeden atacak ya da bu adımları atacak bir iktidar çok geçmeden Türkiye’de iktidar olacaktır.

Geldiğimiz aşamada Türkiye’nin en büyük “mecburiyeti” budur.

Yazarın Diğer Yazıları